30 Ekim 2009 Cuma

EMO Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik Kavram ve Uygulamaları Kurultayı Yapıldı

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) adına EMO İstanbul Şubesi’nin düzenlediği Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik Kavram ve Uygulamaları Kurultay’ı 24-25 Ekim tarihlerinde Yıldız Teknik Üniversitesi Oditoryum Salonunda gerçekleştirildi.

Kurultay‘ın amacı, gerek EMO içerisinde gerekse TMMOB bünyesinde tartışılan ve farklı uygulama şekilleri bulunan yetkin, yetkili ve uzman mühendislik kavramlarının, EMO içerisinde sağlıklı bir şekilde tartışılmasını sağlamak ve bu tartışma sonucunda EMO örgütlülüğünde bir karar birlikteliğine varabilmek olarak açıklansa da, Kurultay’da karar almaya dönük bir düzenleme olmaması katılımcılar tarafından bu amacın sorgulanmasına yol açtı.

İki gün süren Kurultay her bir oturum ayrı bir forum şeklinde olmak üzere, 4 oturum ve 1 forum şeklinde düzenlendi. EMO ve EMO-Genç üyelerinin çok büyük bir kısmını oluşturduğu yaklaşık 250 katılımcı kurultaya katıldı. Kurultay, açılış konuşmaları ve yerel etkinliklerin bilgilendirmeleri ile başladı. Kurultay öncesi 9 ilde gerçekleştirilen yerel etkinliklerin sunumundan sonra, ilk oturum “AB Uyum Yasaları, GATS süreci ve Türkiye’deki Yasal Düzenlemeler” başlığı altında gerçekleştirildi. İlk günün son oturumu ise “Mühendislik Eğitimi, Akreditasyon, YÖK ve Diploma Unvanları” başlığını taşıyordu. Her iki oturum da Kurultay Düzenleme Kurulu’ndan bir üyenin çerçeve sunumu ile başladı. Kurultay hazırlık sürecinde yaşanan sorunlar ve Kurultay’ın formatının dışına çıkarılarak karar alma sürecinin engellemesi ile yaşanan gerginlik ilk günkü oturumlara yansıdı. İlk günkü oturumlarda somut önerilerden çok polemikler ön plana çıktı. Ayrıca Kurultay’da EMO ve EMO-Genç üyelerinin eşit söz hakkı olması kararlaştırılmış olmasına karşın ilk günkü oturumlarda, EMO-genç üyelerinin söz kullanımı ile ilgili de sorunlar yaşandı.

Kurultayın ikinci günü, “Yetkin/Yetkili/Uzman Mühendislik Belgelendirme, Mesleki Yeterlilik, Meslek İçi Eğitim ve TMMOB İçi Uygulamalar” oturumu ile başladı. Tartışma şekli ve söz kullanımı ile ilgili ilk gün yaşanan sorunlar, ikinci gün aşılabildi. Kurultayda karar alınamadığından, ortaklaşılan ve ortaklaşılamayan konularda Kurultay Sonuç Bildirgesi’ni oluşturmak üzere bir komisyon kuruldu. Çok sayıda EMO ve EMO-Genç üyesinin söz aldığı ikinci gün somut önerilerin tartışıldığı bir ortam sağlanabildi.

Kurultay katılımcılarının kürsüden yoğun olarak dile getirdiği görüşler;

  • Mühendislik eğitiminin, mühendislik mesleğini uygulamaya yeterli olmadığını düşünen ve akademik eğitim sonrası zorunlu çalışma ve sınavlarla yeni bir süreç tanımlayan yetkin mühendislik gibi uygulamalara karşı çıkılmalıdır.

  • AB-GATS sürecine ve bu sürecin mühendislik-mimarlık alanında içinde bulunduğu bütün meslek alanlarına dönük saldırılarına karşı çıkılmalıdır.

  • Yetkin mühendislik, belgelendirme ve akreditasyon konuları AB-GATS sürecinin yansımalarıdır.

  • YÖK’ün 2005 yılında aldığı diplomalara unvan yazılmama kararına karşı EMO ve TMMOB olarak dava açılmalıdır.

  • Eğitimin niteliksizleştirilmesine karşı, demokratik üniversite talebi ile parasız, bilimsel, anadilde eğitim mücadelesi verilmelidir.

  • EMO ve TMMOB, mühendislik eğitimine müdahil olmalıdır, yetersiz akademik kadro ve yetersiz altyapı ile açılan mühendislik fakültelerine karşı çıkılmalıdır.

  • Mühendislik mesleğinin icrasında yaşanan sorunların çözümü kamusal denetim ile sağlanabilir.

  • Meslek içi eğitim mühendislerin ihtiyacı olan mesleki ve teknik bilgilerin geliştirilmesi amacı ile yapılmalı fakat meslek içi eğitimde belgelendirme, sınav, iş yapma yetkisi gibi zorunluluklara karşı çıkılmalıdır.

  • Üniversite eğitiminin ticarileştirilmesine, Bologna süreci ile başlayan üniversitelerin dönüşüm sürecine, üniversitelerin sermaye lehine yeniden yapılandırılmasına karşı çıkılmalıdır. Bu amaçla öğrenciler ve akademisyenlerle ortak çalışmalar yapılmalıdır.

  • AB-GATS süreci, ülkede yapılan düzenlemeler (mesleki yeterlilik kurumu, YÖK, yabancı mühendislerin çalışması hakkındaki kanun), sermayenin nitelikli emek gücünü ucuza istihdam etme isteği, üniversite eğitiminde yaşanan ticarileşme süreci bütünlüklü ele alınmalıdır ve bütünlüklü bir karşı çıkış sağlanmalıdır.

Kurultay, hazırlık sürecinde yaşanan tüm olumsuzluklara ve karar almaya dönük bir düzenleme olmamasına rağmen, özellikle İvme Dergisi’nin Yetkin Mühendislik sayısında dile getirilen görüşlerin, Kurultay katılımcılarının büyük bir kısmı tarafından kürsüden ifade edilmesi ve en azından Yetkin Mühendislik uygulaması karşısında bir mutabakat sağlanmış olması açılarından önemli sonuçlar üretmiştir.

Kurultay, sonuç bildirgesi komisyonundan bir üyenin taslak metni kurultay katılımcılarının onayına sunması ile son buldu.

Sonuç bildirgesinde ortaklaşılan görüşlerden bazıları,

  1. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) gündeminde Yetkin Mühendislik uygulaması yoktur. EMO’da Yetkin Mühendislik savunulmamaktadır. EMO bu konuda yapılacak tüm girişimlere karşı mücadele eder.

  2. AB-GATS ve DTÖ den gelen tüm uyumlaştırma dayatmalarına EMO karşı durur.

  3. Üniversite Eğitimi ile ilgili önerilerimiz TMMOB II. Mühendislik Mimarlık Kurultayında “Mesleki yeterlilik – Mesleki YetkinlikMesleki Eğitim” başlığı altında yer alan Üniversite Eğitimi ile ilgili aldığı kararlardan yararlanır ve bunları yukarıdaki mantıkla güncelleştirir.

  4. Meslektaşlarımızın bilimsel ve teknik formasyonlarını geliştirici Meslek içi Eğitim ticarileştirilmeden sürdürülmelidir.

  5. TMMOB EMO mühendislik eğitiminde, üniversitelerde yeni bölüm açılmasında, bölüm kontenjanlarının belirlenmesinde söz hakkı talep etmeli ve müdahale etme araçlarının geliştirilmesini sağlamalıdır.

  6. TMMOB EMO gerici ve ezberci eğitim sistemine karşı parasız, bilimsel, özerk ve demokratik üniversiteyi savunmalıdır.

  7. Diplomalara unvan yazılmaması konusunda EMO hukuki süreci başlatmalıdır, Yükseköğretim Kurulu’nun bu kararına karşı dava açmalıdır ve TMMOB’nin de davaya müdahil olmasını talep etmelidir.

Kurultay katılımcılarının çok büyük bir kısmı akreditasyon konusunun, üniversitelerin yeniden yapılandırılması, ticarileştirilmesi ve tek tipleştirilmesi sürecinin bir parçası olduğunu belirtmesine rağmen, akreditasyon sonuç bildirgesinde ortaklaşılamayan konular arasında yer aldı.

Belgelendirme konusunda da Kurultay katılımcılarının çok büyük bir kısmı, belgelendirmenin nitelikli emek gücünün sınıflandırılmasına ve değersizleştirilmesine yol açacağını, belgelendirmenin yetkilendirmenin bir şekli olduğunu ve yetkin mühendislik tartışmasından ayrı değerlendirilemeyeceğini belirtmesine karşın, belgelendirme de sonuç bildirgesinde ortaklaşılamayan konular arasında yer aldı.

Kurultay sonuç bildirgesinin en kısa sürede açıklanacağı belirtilerek Kurultay bitirildi.

28 Ekim 2009 Çarşamba

YÖK Üniversitelerde Sermayenin Egemenliğini Arttıracak Bir Kurul Tanımlıyor!

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) eğitimin piyasalaştırılması ve üniversitelerin sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi çabasında bir adım daha atmanın hazırlığı içindedir. YÖK'ün hazırladığı "Yükseköğretim Kurumlarında Danışma Kurulları Kurulması Hakkında Yönetmelik Taslağı", Avrupa emperyalizminin eğitim alanındaki politikalarının ifadesi olan Bologna Süreci'nin gereklerinden biri olduğu gerekçesiyle, üniversitelerde danışma kurulları kurulmasını düzenliyor. Bu danışma kurullarında "üniversitenin fiziksel ve yapısal konuları, eğitim-öğretim ve araştırma program ve politikaları, üniversitenin gelişme stratejisi vb." konularında "dış paydaş"ların da görüş, öneri ve desteklerinin alınması hedefleniyor.

Kurulun üniversite içi "paydaşlarını" bir yana bırakarak "dış paydaş"larına baktığımızda, aslında amaçlananın sermayenin ve siyaset kurumlarının biçimlendireceği bir üniversite modeli olduğu açıkça anlaşılıyor. Dış paydaşların arasında o ildeki Sanayi ve Ticaret Odası başkanları ya da temsilcileri, ilin Belediyesi veya Büyükşehir Belediyesi Başkanı veya temsilcisi yer almakta. YÖK'ün rektörlere neredeyse sınırsız yetki tanıyan tek adamcı üniversite işleyiş modelinde, üniversitenin kendi bileşenleri olan öğretim üyeleri, elemanları, öğrenciler ve üniversite çalışanlarının üniversitenin işleyişinde, idaresinde, akademik faaliyetlerinde söz hakkı yokken dış paydaşlara söz verilecek olması, taslağın amacının üniversitelerin demokratikleştirilmesi olarak açıklanamayacağının da en açık göstergesi. Amaç, üniversitelerin akademik özerkliği tamamen yitirerek piyasa güçlerinin eline geçmesi ve doğrudan sermaye için çalıştırılmasıdır. Bu yönetmelik taslağıyla sermaye, üniversite üzerinde yasal olarak belirleyici hale getirilmek istenmektedir.

Türkiye Bologna sürecine 2001 yılında dahil olduktan sonra, sermaye sözcülerinin yükseköğretimde dönüşüm öngören raporları (TÜSİAD Yükseköğretim Raporu 2008) doğrultusunda vakıf üniversiteleriyle başlayan eğitimin ticarileştirilmesi YÖK'ün yeni uygulamalarıyla devam ediyor. YÖK'ün bu politikalarının nedeni, dünyada eğitime bakışın kâr odaklı hale gelmesi ve hizmet alanlarının sınırsızca sömürülmesi isteğidir. YÖK, Şubat 2007'de yayımladığı "Türkiye Yükseköğretim Stratejisi" raporunda, emperyalizmin eğitimle ilgili DTÖ, UNESCO, AB aracılığıyla gerçekleştirilen dönüşümlerini, küreselleşme ve piyasa ekonomisine geçiş olarak yorumlarken eğitimi kişisel bir yatırım, insan ve bilgiyi de sermaye olarak gören bakış açısını savunmakta, ülkelerin rekabet gücünü buna bağlamaktadır. Nitekim taslağın birinci maddesinde, yönetmeliğin amacının "faaliyetler açısından yüksek ve sürdürülebilir kalitede hizmetlerin sağlanabilmesinde daha rasyonel ve verimli sonuçlara ulaşabilmek" olduğunu okuduğumuzda, üniversite eğitiminin doğrudan "ticari hizmet" kavramıyla bir tutulduğunu da açıkça görebilmekteyiz.

Araştırma görevlilerinin iş güvencesini ortadan kaldıran, 50/d'lilerin 33/a'ya geçişlerini engelleyen yönetmelik; mesleği yapabilme yetkisinin başka kurumlarca verilmesinin yolunu açan diplomalara unvan yazılmaması uygulaması ve benzeri adımlarda olduğu gibi bu taslak çalışması da sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda eğitim yapacak, "şirketleşen" üniversite modeline bizi bir adım daha yaklaştırıyor.

Yükseköğretim yalnızca akademisyenleri ve öğrencileri değil, tüm toplumu ilgilendiren bir konudur. Bizler +İVME Dergisi sermayenin gereksinmediği bilginin üretilmediği, istihdam biçimlerinin sermayenin isteklerine uygun olarak değiştiği (50/d, esnek çalışma, taşeronlaştırma), bilimsel ilerlemeden ve kamu yararından çok kâr amacı güden yaklaşımın egemen olduğu, öğrencilerin de bu yaklaşım uyarınca insancıl değerlerden uzak, rekabetçi, kariyerist bireyler olarak yetiştirildiği bir yükseköğretim anlayışına karşıyız.

YÖK'ün bu yeni yönetmelik taslağında bizleri yakından ilgilendiren bir başka nokta daha var: Kurulmak istenen danışma kurullarının üyeleri arasında o ildeki TMMOB'ye bağlı meslek odalarının başkanları da bulunmaktadır. TMMOB'nin eğitim alanında bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarda eşit, parasız, bilimsel eğitim, özerk ve demokratik üniversite görüşü savunulmuştur; "üniversiteler üniversite bileşenlerinindir" denmiştir. Nitekim TMMOB 27 Ekim 2009 tarihinde yaptığı yazılı basın açıklamasıyla, YÖK yönetmelik taslağında tariflenen Danışma Kurullarının özerk-demokratik üniversite anlayışının çok uzağında olduğunu belirtmiş ve "hazırlanan yönetmeliğin bu şekilde yürürlüğe girmesi halinde Danışma Kurullarında yer almayacağını" duyurmuştur.

TMMOB bununla yetinmemeli, bilimden ve emekten yana olmanın gerektirdiği şekilde, üniversitelerde AB süreci kapsamında sermayenin egemenliğini kuracak bu kurullara ve tüm altbaşlıklarıyla üniversitelerin şirketleştirilmesi sürecine karşı yürütülen mücadelede daha etkin bir biçimde yer almalıdır.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İvme Dergisi

Etiketler: | | | | | | | | | |


İMO Küçük Kurulu Katılım Azlığı Nedeniyle İptal Edildi!

İMO etkin yönetim anlayışı tarafından 9 Eylül Çarşamba akşamı, devrimci demokrat inşaat mühendislerine haber verilmeden gizlice düzenlenmeye çalışılan İMO Küçük Kurulu katılım azlığı nedeniyle iptal edilmiştir. Oysa ki Küçük Kurul'a katilmak üzere, içlerinde yayın kurulu üyelerimizin de bulunduğu yaklaşık 25 mühendis gelmiş, kurulun yapılacağı salonun önünde beklemiş ve iptal edildiğini öğrenince geri dönmek zorunda kalmıştır.
Sorulması gereken soru; küçük kurulun yapılması için gereken mühendis sayısı kaçtır? Eğer böyle bir sayı şartı yoksa 25 mühendisin geldiği kurul neden iptal edilmiştir? Eğer iptalin nedenleri arasında yayın kurulu üyelerimizin kurula katılmak istemesi varsa, buradan bir kez daha söylüyoruz ki bu ve bundan sonra yapacağınız bütün küçük kurullarda bu Odann devrimci demokrat mühendisleri olarak sözümüzü söylemek için yer alacağız. Hiç bir tecrit ve tasfiye çabası bizi sözümüzü söylemekten alıkoyamayacaktır.

28 Eylül 2009 Pazartesi

Depremi Felakete Dönüştüren Kapitalizmdir

İvme

“Sesimi duyan var mı?” diye haykırıyordu enkaz altında kalanlardan birisi tam 10 yıl önce. Tam 10 yıl önce kâr hırsının, vurgunculuğun, rüşvetçiliğin kucağına terkedilmiş bir halk sadece 45 saniye süren 7.4'lük bir deprem sonucunda 40.000’den fazla can verdi bu topraklarda. Sayısız acılar, yokluklar, sıkıntılar yaşandı sonrasında. Bu büyük felaketin ardından insanlar yaralarının sarılmasını beklerken devletten, devlet resmi rakamlardaki ölü sayısını düşürerek, doğacak tepkileri kontrol altına alma yoluna gitti. Öncelik sistemin bekasıydı.

1999 yılı itibariyle resmi kayıtlara 18.243 insanımızın öldüğü, 48.901 insanımızın yaralandığı, 376.379 konut ve işyerinin hasar gördüğü geçti. Depremin üzerinden 10 yıl geçmiş olmasına rağmen devlet gerçekleri kendi halkından saklamakta hiçbir sakınca görmemektedir hâlâ. Devletin deprem sonrasında sadece Kocaeli’ne gönderdiği yardım eli adı altındaki kanlı elinde 50 bin adet ceset torbası bulunmaktadır. Bu sayı bile depremde hayatını kaybedenlerin sayısının açıklanandan çok daha fazla olduğu gerçeğini gözler önüne sermektedir.

Depremin üzerinden 20 saat geçmişti ve hükümet hâlâ Bakanlar Kurulu'nu toplamamıştı. Halk canını dişine takıp ölülerini enkaz altından çıkarmaya, yaralılarını kurtarmaya çalışırken egemenler, emperyalizmin talepleri doğrultusunda "Uluslararası Tahkim Yasası"nı çıkarmakla uğraşıyorlardı. Bu da devletin kimin devleti olduğunu apaçık gösteriyordu.

Gerçekler bir tek bununla da sınırlı değildir üstelik. Birilerinin her durumdan yararlanarak cebini hep daha fazla doldurması üzerine kurulu sistem, bu büyük felaketi büyük bir fırsata çevirmekte geç kalmamıştır. Depremzedeler için toplanan yardım paralarının %60’ı sistemin açıklarını kapatmak için kullanılmış, depremzedeler çadırlarda unutulmuş, deprem sonrası uluslararası yardımlarla yapılan konutlara yerleşen depremzedeler evlerinden çıkarılmaya çalışılmıştır. 17 Ağustos depremi sonrasında Saddam Hüseyin’in desteğiyle depremzedelerin kullanması için yaptırılan konutlardan depremzedelerin polis zoruyla atılması ve buraların bürokratlara tahsis edilmesi bunun yakın zamandaki örneklerinden biridir. Deprem bahane edilerek konut alanlarını sermayenin çıkarları uyarınca yeniden düzenleyen kentsel dönüşüm adlı rantsal bölüşüm projelerinin hayata geçirilmeye çalışılması ve gecekondu yıkımlarının hızlandırılması ise onbinlerce insan yaşamına mal olmuş deprem üzerinden para kazanmanın diğer bir boyutudur.

Yaşanan acılara hep yenileri eklenmiştir. O keşmekeşte tüm bunlar yapılırken, bir yandan da birkaç tane günah keçisi bulunmuş, yaşanan tüm acıların sorumlusu ilan edilmiş, böylelikle sistem kendi sorumluluğunu halkın belleğinden silmeye çalışmıştır. Bu dönemde açılan 2100 davanın sadece 30 kadarı ceza ile sonuçlanmış, onlar da zaman aşımı kılıfıyla kurtarılmıştır. Veli Göçer'e dava açanların Veli Göçer'in avukat parasını ödemek zorunda bırakılması, kapitalizmin hukuk ve adalet anlayışını net olarak ortaya koymaktadır.

Ülke topraklarının % 93’ünün aktif deprem kuşağında olmasına ve nüfusumuzun % 98’ini tehdit eden depremselliğe rağmen sadece 19 ili kapsayan 4708 sayılı yapı denetimi kanunu çıkarılarak denetim mekanizması, müşterisi müteahhit olan yapı denetim şirketlerine terkedilmiştir. Devlet kendi yapması gereken denetleme işini piyasaya devrederek hem kamusal sorumluluğu üstünden atmaya hem de kamusal hizmet alanlarını özelleştirmeye çalışmaktadır. Çıkarıldığı haliyle bu yasa beklentilere cevap vermekten çok uzaktır. Bugün itibariyle kimi firmalarda denetçi mühendislere asgari ücret düzeyinde maaş ödenip 30 bin metrekareden daha fazla denetleme alanının sorumluluğu yüklenmektedir. Bu konuda başka bir sıkıntı da büyük inşaat firmalarının kendi yapı denetim firmalarının bulunmasıdır. Dolayısıyla denetleme ve denetlenme süreçleri bu tür firmalarda bir prosedürden öteye geçmemektedir.

Devletin depremden sonra yaptığı en büyük icraat ise deprem vergisi olmuştur. 2009 yılı Haziran ayına kadar toplanan toplam 24,1 milyar lira deprem vergisinin yılsonunda 27,2 milyarı bulacağı ifade edilmektedir. Peki, toplanan bu kadar parayla devlet ne gibi tedbirler almış, ne tür yatırımlar yapmıştır? Bayındırlık Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 80 bin civarında olan kamu binalarının sadece 4000’inin deprem analizinin yapıldığı ve büyük bir kısmının risk taşıdığı açıklanmış olup bu binaların sadece 764’ünün güçlendirildiği bilindiğine göre deprem vergisi ile toplanan paralara ne olmuştur? Bugün itibariyle neredeyse 400 bin konut sınırını zorlayan devlet müteahhidi bir TOKİ varken, neden büyük bir depremin öngörüldüğü ülkemizde hiçbir tedbir alınmamaktadır? Toplanan deprem vergilerinin 17 Ağustos depreminin zararını fazlasıyla karşılayacağı aşikâr bir durumdur. Anlaşılan o ki toplanan bu paraların büyük bölümü yine sistemin açıklarını yamamakta kullanılmıştır. Basında boy boy demeçler vererek sanki bir muştuyu iletircesine ‘deprem sonrasına hazırlıklıyız’ diyenler, sanırız deprem sonrası için yeterli miktarda ceset torbasını depoladıklarını ima etmektedirler. Hem toplanan deprem vergilerinin akıbetinin belirsizliği, hem de İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin sadece bahara hazırlık adı altında ayırmış olduğu 100 milyon dolarlık bütçe ile 750 adet okulun güçlendirmesinin yapılabileceği gerçeği göz önüne alındığında, insan hayatı bir mevsimlik bile ömrü olmayan lalelerin hayatından daha değersiz kalıyor maalesef.

Diğer taraftan yapılanları bir kenara koyup yapılacaklardan medet umanlara hatırlatalım: Bakanlar Kurulu’nun 01.07.2006 gün ve 26215 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, önümüzdeki 7 yılın temel hedeflerinin belirlendiği (2007-2013) Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda afete karşı hazırlık ve afet zararlarıyla mücadele sürecine yer verilmemiştir. Yani özetle her sene yaşanan doğal afetlerin GSMH’nın en iyimser tahminle %3 ve üstünde bir kısmına denk bir zarar verdiği bilindiği halde, devletin geçmişte almadığı gibi gelecekte de afetler ve felaketlerle ilgili hiçbir tedbir almayacağı gözükmektedir. Bu gerçek bu kadar yalınken, hâlâ sistemden depreme ve diğer afetlere karşı tedbir almasını beklemek gerçeklere gözlerini kapatmaktır. Çözüm, zorlayıcı olmaktan, daha doğrusu örgütlülükten ve doğru, kararlı bir mücadele anlayışından geçmektedir. Her felaket ertesinde birilerini günah keçisi ilan etmek ve cezalandırmak çözüm sağlamaz. Çözüm halkın yaşamına, geleceğine sahip çıkan kararlı bir mücadele anlayışıyla elde edilecektir.

Bugün itibariyle üzülerek söylüyoruz ki kimi meslek odaları da bu süreçte yanlış yerde durmaktadırlar. Özellikle İnşaat Mühendisleri Odası yönetimi deprem konusunu, yıllardır temcit pilavı haline getirdiği ama İvme Dergisi’nin kararlı mücadelesi sonucu bir türlü uygulamaya koyamadığı “yetkin mühendisliği” hayata geçirebilmek için kullanır durumdadır. Her 17 Ağustos’ta bu konuya değinmeden geçmemeyi gelenek haline getirmiştir. Yeni mezun mühendislere 5 yıl süresince stajyerlik öngören yetkin mühendisliğin mühendislerin geçim standardını yükselterek imzacı mühendisliği ortadan kaldıracağını iddia etmek en iyimser yaklaşımla imzacı mühendisliği yaratan koşulları analiz etmekten aciz olmak anlamına gelmektedir. Maalesef İMO yönetim anlayışı depremin yıkıcı etkisinin büyüklüğünü birinci derecede, kalitesiz mühendislik çalışmalarına ve de dolayısıyla kendi meslektaşlarının sırtına yükleyerek asıl suçluyu yani sistemi perde arkasında bırakmaktadır.

Türk Müteahhitler Birliği’nin deprem raporunda ‘… yapı denetimi ve sigortası, mesleki yetkinlik ve akreditasyon …’ diyerek yöneticilerinin büyük çoğunluğunu müteahhitlerin oluşturduğu İMO ile aynı çözümü önermesi tüm gelişmelerden sonra artık bizi şaşırtmamaktadır. Öte yandan başta İMO olmak üzere yapı alanında faaliyet yürüten odaların, daha çok rant elde etme uğruna malzemeden çalan veya buna göz yuman ve bu sebeple binaların yıkılmasında sorumluluğu olan hiçbir meslektaşa dönük soruşturma bile açmamış olması etik dışı davranışları cesaretlendirmekte, bu yanıyla depremlerde aynı sebeplerden kaynaklanacak ölümlerin sorumluluğunun bir bölümünü de odalara yüklemektedir.

Evet, depremin üzerinden tam 10 yıl geçti. Deprem öncesi ve sonrasında yaşananlar, yapılanlar, yapılmayanlar, tüm gelişmeler sistemin gerçek yüzünü göstermede bir turnusol görevi görmüştür. Deprem gibi her doğal afet sonrasında gerçek suçluların perde arkasında tutulması, doğal afetlerle mücadelenin sadece kağıt üstünde kalması, yaşanan felaketlerin önüne geçmek yerine onlardan nasıl faydalanırım anlayışının egemen olması, suçlulardan hesap sorulmaması maalesef kanıksanır bir durum olmuştur. Bilinmelidir ki unutulan her acı, hesabı sorulmayan her sorumsuzluk yeni acılar, yeni felaketler, yeni sıkıntılar demektir. Görmezden gelmek suça ortak olmak demektir. İşte o yüzden biz 17 Ağustos’u hiç unutmadık, unutmayacağız ve de en önemlisi unutturmayacağız. Yeni 17 Ağustosların yaşanmaması için mücadelemizi sürdüreceğiz.

Mühendislik, Mimarlık ve Planlamada
Artı İVME

25 Eylül 2009 Cuma

AÇIKLAMA NO 29: İnşaat Mühendisleri Odası'nın Yetkinlik Uygulamasını Bir Kez Daha Durdurduk

İMO’nun Danıştay kararıyla durdurulan Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği’nin ardından hazırladığı Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği de +İVME Dergisi’nin açtığı davayla durduruldu.

1990’lı yıllardan bu yana mühendis-mimarların ve TMMOB’nin gündeminde olan, özellikle 1999

Marmara Depremi’ndeki yıkımları ve can kayıplarını yalnızca mühendis-mimarların sırtına yükleyen bir çarpıtmayla gerekçelendirilerek hazırlıklarına hız verilen yetkin-yetkili mühendislik uygulamasıyla ilgili olarak, İnşaat Mühendisleri Odası 2006’da Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği’ni yayınlamış ve ilk yetkin mühendislik belgelerini dağıtmaya başlamıştı. ABD’deki profesyonel mühendislik (professional engineering) uygulamasından kopya edilerek oluşturulmuş bu yönetmelik, bir mühendisin imza yetkisi alabilmek için 5 yıl boyunca bir yetkin mühendisin gözetiminde çalışması, Oda tarafından belli bir ücret karşılığında yapılacak sınavdan geçmesi gibi kriterler getiriyordu.

Haziran 2006’da Yetkin Mühendislik başlığıyla yayınlanan ilk sayısından itibaren İvme Dergisi, meslektaşlarımızı, özellikle de yeni mezun meslektaşlarımızı sermayeye ucuz işgücü olarak sunan bu uygulamaya karşı çıkmıştır.

Öte yandan 1995 yılında imzalanan Hizmet Ticareti Genel Sözleşmesi (GATS) ile Avrupa Birliği uyum süreci de hizmetlerin serbest dolaşımı için mesleki yeterliliklerin karşılıklı tanınması kapsamında benzer bir belgelendirme sürecini öngörmektedir. Kısacası yetkin mühendislik ve belgelendirme, ülkemize gelecek olan uluslararası hizmet tekellerine de ucuz işgücü yarattığı gibi, ayrıca ulusal mühendislik gücümüzün önüne de bir “belge duvarı” çekilerek tasfiyesine yol açacaktır.

Mesleki demokratik kitle örgütü olarak üyelerinin çıkarlarını savunması gereken TMMOB ve bazı Odalar etkin yönetim anlayışları ise, üyelerini, mesleklerini icra etme yetkilerini de ellerinden alarak sermayenin sömürüsüne eli kolu bağlı terk eden yetkin mühendislik uygulamasını bizzat hayata geçirmeye çalışmışlar, 2005’te Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın siparişiyle “Yetkili Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının Belirlenmesi ve Belgelendirilmesine İlişkin Kanun Tasarısı Taslağı”nı hazırlamışlardır.

Mayıs 2004’teki TMMOB GK’da “TMMOB Meslek İçi Eğitim ve Belgelendirme Yönetmeliği” kabul edilirken, yetkinlik uygulaması ise İMO tarafından 2006’da hazırlanan bir yönetmelikle hayata geçirilmiştir. Bu yönetmeliğe +İvme Dergisi yayın kurulu üyesi İnş. Müh. Ercan Atalay tarafından açılan davada Danıştay 8. Dairesi 6 Kasım 2007’de yürütmeyi durdurma, 18 Kasım 2008’de ise iptal kararı vermiştir.

İnşaat Mühendisleri Odası ise mahkeme kararını ciddiye almak yerine, yetkin mühendisliği uygulama konusundaki ısrarını sürdürmüş ve kararın etrafından dolanma çabasıyla yeni bir yönetmelik hazırlamıştır. Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği adındaki bu “yeni yetkin mühendislik yönetmeliği”, bir öncekinden yalnızca isim bakımından farklıdır. Üstelik bu yalnızca bizim iddiamız da değildir; 12 Eylül 2008’de yapılan İMO 41. Dönem Danışma Kurulu’nda söz konusu yönetmelik tartışılırken bizzat yetkin mühendislik kurulu başkanı tarafından söylenen “Biz zaten daha önceden benimsediğimiz bir yönetmeliği allayıp pullayıp yeniden yürürlüğe koymak için burdayız. Herkes bu danışma kurulunun bir oyun olduğunu biliyor zaten” sözleri, iki yönetmeliğin içerik olarak birbirinden farksız olduğunun en yetkili ağızdan doğrulanmasıdır.

15 Şubat 2009’da Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren bu yeni yönetmeliğe de +İvme Dergisi adına yayın kurulu üyemiz İnş. Müh. İsmail Ozan Demirel tarafından 16 Nisan 2009 tarihinde dava açılmıştır. Danıştay 8. Dairesi ise 8 Temmuz 2009 tarihinde oybirliğiyle Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği’nin yürütmesini durdurma kararı almıştır. Böylece +İvme Dergisi, İnşaat Mühendisleri Odası’nın yetkin mühendislik uygulamasını ikinci kez durdurmuştur.

Kararın gerekçesi “(...) mühendislik mesleğinin niteliği, mühendis ve yüksek mühendis gibi unvanların neler olduğu ve bunların kimler tarafından kullanılacağı, ayrıca meslek alanında lisans eğitimi sonrasındaki yüksek lisans, doktora, doçentlik, profesörlük gibi aşamalar ilgili düzenlemelerin yukarıda açıklanan 3458 ve 2547 sayılı Yasalarda düzenlenmiş olması karşısında, anılan Yasa hükümlerinin verdiği açık bir yetkiye dayanmayan ve anılan yasal düzenlemelerde yer alan tanımları aşar bir şekilde yeni tanımlar ve düzenleme getiren dava konusu Yönetmelikte yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır” şeklinde ifade edilmiştir. Bu karar da, bir önceki yürütmeyi durdurma kararında olduğu gibi, İvme’nin savunduğu “mühendislik eğitiminde belgelendirmeyi üniversiteler yapmalı; odaların yapması gereken ise, kimin neyi bildiğini ölçmek yerine üretilen mühendislik hizmetlerini ya da bu hizmetleri denetlemesi gereken kurumları denetlemek olmalı” görüşünün haklılığını bir kez daha ortaya koymuştur.

Son olarak şunu da eklemek isteriz; bir süredir TMMOB içinde, dün yetkin mühendisliği savunanların bugün İMO’nun yetkinlik uygulamasına kendilerinin de karşı olduklarını söyledikleri duyulmaktadır. Bu kişiler bugün belgelendirmeyi savunuyor, yetkin mühendislik tartışmasının ise artık bittiğini, tüketildiğini hemen sözlerine eklemeyi unutmuyorlar. Bu durum, yetkin mühendisliğe karşı ideolojik mücadelenin kazanıldığını gösterdiği gibi, kavramlar üzerinde yeni bir bulanıklık yaratma çabasına da işaret etmektedir: Bugün birçok Odanın belgelendirme uygulamasının, mühendis emeğinin değersizleştirilmesine yol açma anlamında yetkin mühendislikten özde bir farkı yoktur.

İvme Dergisi yetkin-yetkili mühendislik başta olmak üzere meslektaşlarımızı sermayenin ucuz işgücü haline getirecek tüm uygulamalara karşı mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir.

Mühendislik Mimarlık ve Planlamada
+İVME

23 Eylül 2009 Çarşamba

İVME, İMO'nun "Yeni" Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği'nde 2. Kez Yürütmeyi Durdurma Kararı Aldı

Yaetkin Mühendislik Yürütmeyi Durdurma 1

Yetkin Mühendislik Yürütmeyi Durdurma 2

Yetkin Mühendislik Yürütmeyi Durdurma 3

Mühendislik Mimarlık ve Planlamada +İVME Dergisi’nin Haziran 2006’da yayınladığı ilk sayısının dosya konusu Yetkin Mühendislik olmuştur. Bu sayıda ABD’deki “profesyonel mühendislik” uygulamasının birebir kopyası olan yetkin mühendisliğin iddiaların aksine ülkemizin ihtiyaçlarından doğmadığı, Hizmet Ticareti Genel Sözleşmesi (GATS) ve AB Uyum Süreci’nin mühendislik emeği üzerindeki denetim mekanizmalarından biri olarak gündeme geldiği, bu anlamda emperyalizmin bir politikası ve dayatması olduğu ortaya konmuştur. Mühendislik eğitiminin ve icrasının mevcut sorunlarına çözüm getirmeyecek olan bu uygulamanın özellikle genç mühendisleri ucuz emek gücü haline getireceğini belirten İvme Dergisi, genç meslektaşlarımızın sırtından rant sağlama çabasına girişen herkesin karşısınİvmeda olacağını açıklıkla ifade etmiştir.

Bu sözünün gereği olarak İvme Dergisi, Yetkin Mühendislik konulu bir kampanya düzenleyerek birçok ilde mühendisleri ve öğrencileri bu konuda bilgilendirmiştir. Ayrıca TMMOB içinde de bulunduğu her platformda yetkin mühendislik konusunu gündeme getirmiş, yetkin mühendisliğe karşı güçlü bir karşı çıkış örgütlemeye çalışmıştır.

İvme’nin yetkin mühendisliğe karşı tavizsiz mücadelesinin bir ayağını da hukuksal mücadele oluşturmuştur. İnşaat Mühendisleri Odası’nın Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği’ne karşı dergimiz adına yayın kurulu üyemiz İnş. Müh. Ercan Atalay’ın açtığı davada Danıştay 8. Dairesi 6 Kasım 2007’de oybirliği ile yürütmeyi durdurma, 18 Kasım 2008’de ise iptal kararı vermiştir.

Bunun üzerine İnşaat Mühendisleri Odası mahkeme kararını tüm hüküm ve sonuçlarıyla ciddiye almak yerine, söz konusu kararın etrafından dolaşma yolunu seçmiş ve Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği adında yeni bir yönetmelik hazırlamıştır. Bu yönetmeliğin Yetkin İnşaat Mühendisliği Yönetmeliği’nden tek farkı adı olmuştur; içerik açısından iki yönetmelik arasında gözle görülür bir değişiklik yer almamış, yalnızca aynı olgular farklı biçimlerde ifade edilmiştir.

İvme Dergisi 15 Şubat 2009 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren bu yönetmeliğe karşı da 16 Nisan 2009 tarihinde dava açmıştır. Dergimiz adına yayın kurulu üyemiz İsmail Ozan Demirel’in açtığı davada Danıştay 8. Dairesi yine yürütmeyi durdurma kararı vermiştir.

Kararın gerekçesi “Dava konusu Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İnşaat Mühendisleri Odası Yetkinlik Belgelendirme Yönetmeliği ile “üyelerin temel bilgilerine ve mesleki deneyimlerine dayanan yetkinliklerin belirlenmesi ve belgelenmesi yoluyla, deprem ve diğer afet zararlarının azaltılması başta olmak üzere, inşaat mühendisliğinin bütün alanlarında toplum yararına, çağdaş tekniklere ve etik ilkelere uygun, üstün nitelikli ve güvenilir mühendislik hizmetlerinin sunulmasına ve bu kriterlerle ilgili yanlış uygulamaların önlenmesine yönelik gelişmelere katkıda bulunmak” amaçlanmış ise de; mühendislik mesleğinin niteliği, mühendis ve yüksek mühendis gibi unvanların neler olduğu ve bunların kimler tarafından kullanılacağı, ayrıca meslek alanında lisans eğitimi sonrasındaki yüksek lisans, doktora, doçentlik, profesörlük gibi aşamalar ilgili düzenlemelerin yukarıda açıklanan 3458 ve 2547 sayılı Yasalarda düzenlenmiş olması karşısında, anılan Yasa hükümlerinin verdiği açık bir yetkiye dayanmayan ve anılan yasal düzenlemelerde yer alan tanımları aşar bir şekilde yeni tanımlar ve düzenleme getiren dava konusu Yönetmelikte yetki yönünden hukuka uyarlık bulunmamaktadır” olarak ifade edilmiştir.

Meslektaşlarımızı sermayenin ucuz işgücü haline getirecek olan yetkin-yetkili mühendislik uygulamalarına karşı mücadelemiz sürecektir.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Diplomalarda Mühendis Ünvanının Yazılmamasına İlişkin ÇMO, İTÜ'ye Açmış Olduğu Davayı Kazanmıştır

Bilindiği gibi yetkin mühendislik uygulaması kapsamından yola çıkılarak üniversite diplomalarında mühendis unvanı kaldırılmış, bunun yerine sadece lisans eğitimi almıştır ibaresi yer almaya başlamıştı. Bunun üzerine ÇMO İstanbul Şubesi tarafından üyelik için başvuruda bulunan çevre mühendislerinin diplomalarında mühendis unvanının verilmediğinin görülmesi üzerine İstanbul Teknik Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi ile yazışmalar yapılmış, yapılan yazışmaların ardından hukuki süreç başlatılmıştır.
İstanbul Teknik Üniversitesi‘ne karşı İstanbul 9. İdare Mahkemesinde açılan davada mahkeme talebimizi haklı bularak diplomalara MÜHENDİS ünvanının yazılması gerektiği kararını vermiştir.

İlgili karara aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

http://istanbul.cmo.org.tr/resimler/karar.jpg

Kaynak: istanbul.cmo.org.tr