Bilgiye Sahip Olma Yaşamsaldır
İnsanlık, tarihsel gelişimini, yaşam deneylerinden çıkmış bilginin bir nesilden diğer bir nesile aktarılabilmesine borçludur. Böylece her yeni doğan insan, kendi yaşamını sürdürmek için sahip olması gereken bilgiyi kendi başına ve içgüdüleriyle deneye yanıla öğrenmek yerine, tüm insanlık tarihi boyunca oluşturulan eğitim sistemi yardımıyla edinebilmektedir. Bu sayede her yeni nesil, daha önce üretilmiş olan bilgiyi kullanarak ve onu yeni baştan üreterek insanlığın uygarlık düzeyini daha ileri taşıyabilmektedir. Bugünkü modern insanın atası olarak bilinen Afrika kökenli Cro-Magnon insanından daha önce yeryüzünde ortaya çıkmış olan Avrupa kökenli neandhertal insanının dünya üzerinde varlığını sürdürememesinin temel nedenlerini açıklamak için antropologların ileri sürdükleri hipotezlerden biri ve en önemlisi, bilgi aktarma sistemiyle ilgilidir. Bu hipotez, neandhertal insanının, barınma, avlanma, korunma gibi temel yaşamsal bilgileri bir sonraki nesle aktarabilecek düzeyde bir dile ve dolayısıyla bilgi aktarma sistemine sahip olmamasına dayanmaktadır. Cro-Magnon’ların ise, aynı temel yaşamsal konularda sahip oldukları kültür onları dünya tarihinde ön plana çıkartmıştır.
Bilgi üretimi, insanlık tarihinin ilk evrelerinde tümüyle deneysel yöntemlere dayanırken ve öğrenme tümüyle somuttan yola çıkarak soyut bilgiye ulaşma biçiminde gerçekleşirken, modern toplumlarda bilginin kendisi bir olgu haline gelmiştir. Günümüzde öncelik, soyut bilginin öğrenilmesine geçmiştir. Soyut bilginin öğrenilmesi ve daha sonra bunun somuta uygulanması öğrenme sürecinin temelini oluşturmaktadır. Basit bir örnek verirsek temelini somut bilginin oluşturduğu ve ana temel bilim olan matematiğin ulaştığı düzey, bu bilimi öncelikle soyut olarak öğrenme boyutuna getirmiştir. Matematik ancak öğrenildikten sonra somuta uygulanabilmektedir. Bu bilim sayesinde oluşturduğu matematik modelle Tales, MÖ 585’te yani günümüzden tam 2591 yıl önce güneş tutulmasının gününü hesaplayabilmiştir.
Bu söylenenleri daha kavramsallaştırmak gerekmektedir. Daha önce uzayda somut, fiziksel, elle tutulur bir deney yapmadan uzay koşullarının hesaplanabilmesi, oluşturulan soyut (teorik) modellerle hazırlanan roketlerle daha sonra uzaya gidilebilmesi, ayın fiziksel koşullarının matematik olarak hesaplanması ve daha sonra aya inilmesi, bilginin soyuttan somuta kullanılmasının örneklerini oluşturmaktadır.
Çağımızda bilginin kendisi ve bunun bir nesilden diğer bir nesle aktarılması temel ve belirleyici bir süreçtir.
İhtiyaçlar Meslekleri Belirler
İnsanlığın ilk tarihsel iş bölümü olan çiftçilik ve avcılık aşamaları, toplumda ilk mesleklerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Avlanma ve tarım araçlarının yapımı ile elde edilen ürünlerin saklanması ihtiyaçları bu meslekleri ortaya çıkartan süreçlerdir. Bu ilk üretim bilgilerinin sonraki nesillere aktarılabilmesi sayesinde de toplumsal gelişme şekillenmiştir.
Bilgi ve deneyimlerin aktarılmasına yönelik olarak, insanlık tarihi boyunca sürekli gelişen ve/veya değişen yöntemler kullanılmıştır. Bu yöntemler, bugünkü eğitim ve öğretimin temelini oluşturur.
Dünyada toplumsal sistem, kapitalist aşamaya geçerken bilgi aktarımı yöntemlerini de geliştirmiştir. Ticaretin gelişmesi feodaliteyi tasfiye ederken, bu süreç ticari etkinliklerin organize edilebileceği kentleri ortaya çıkartmıştır. Kentlerin ortaya çıkması ile yapı ihtiyacı farklılaşmış ve bugünkü kent yerleşiminin temelini oluşturan farklı yapılanmalar zorunlu olarak ortaya çıkmıştır. Kentlerde yapılara olan gereksinim, yapı ustalığı mesleğini belirleyici konuma getirmiştir. Bu süreçte taş ustaları loncalarda örgütlenmiş ve mesleklerinin sağlıklı gelişimi ve mesleki çıkarlarının korunması için bir dizi kural oluşturmuşlardır. Anadolu’da da benzer süreç ahilik kültüründe görülmektedir.
Bu tür örgütlenmelerde, mesleğin niteliğinin korunması, meslek icrasının kontrol dışına çıkmaması ve meslek erbabının çıkarlarının korunması için bir “ustalık-çıraklık” ilişkisi geliştirilmiştir. Böylece bir meslek erbabının ustalık niteliğini kazanabilmesi için, öngörülmüş bir süre boyunca, bir ustanın yanında çıraklık yapması zorunlu kılınmıştır.
Doğaya ve Temel Bilimlere Dayanan Meslek: Mühendislik
Ticaretin gelişmesinin ardından bilim ve teknikte yaşanan büyük gelişmelere koşut olarak, sanayi üretimi gelişmeye başlayınca, bilginin yeniden üretilebilmesi ve aktarılabilmesi için daha farklı ve gelişkin yöntemlere ve organizasyonlara gereksinim duyulmuştur. Modern üniversiteler bu süreçte ortaya çıkmıştır.
Özel olarak mühendisliği ele alacak olursak… Mühendislik ABD’de ASME tarafından “doğada var olan potansiyelin, temel ve uygulamalı bilimlerin kullanılmasıyla faydalı hale getirilmesi” olarak tanımlanmaktadır. MMO İst. Şb. üyelerinden Hayati Soykan ise bu tanımı daha güzel duruma getirerek, “mühendis, doğadaki güçleri, temel ve uygulamalı bilimleri kullanarak insanlığın hizmetine ve kullanımına sunan kişidir” demektedir.
Demek ki mühendis denilen kişi, mühendis olabilmek için matematik, fizik gibi temel bilimleri, akışkanlar mekaniği, mukavemet, termodinamik gibi uygulamalı bilimleri öğrenecek ve bunun üzerine de teknik mesleki bilgileri öğrenerek lisans alacaktır. Bu bilgilerini toplum yararına kullanabilmek için ise beşeri bilimleri tahsil edecektir. Yani kısaca mühendis, mühendis olabilmek için bir akademik eğitim ve öğretim sürecinden geçecektir.
Günümüzde, özellikle can ve mal güvenliğinin söz konusu olduğu alanlarda, bir kişinin bir bilgiyi kullanarak bir uygulama yapabilmesi için bir lisansa sahip olması zorunlu kılınmıştır. Modern toplumların bir bilgi uygulayıcısını lisanslaması, taş ustalarının lonca geleneklerinden veya ahilik geleneğinden çok ileri ve çok daha sistemli bir sürece dayanmaktadır. Lisanslama yetkisi üniversitelerindir.
Üniversite Eğitimi Mühendislik Uygulamaları İçin Yeterli Midir?
Bu sorunun yanıtı ülkeden ülkeye, ya da daha doğru bir deyişle, mühendislik eğitiminin her ülkede farklı şekilde gelişmesine bağlı olarak değişmektedir. Örneğin Anglosakson kültüründe (İngiltere ve Kuzey Amerika’da) mühendislik eğitiminin devletten bağımsız gelişmesi ve mesleki sertifikasyonun derneklerce yapılması ve ilk mühendislik fakültesinin Cambridge’de 1875’de ve Oxford’da ise 1907’de açılmış olması, mühendislik bilgisinin teorik eğitimden çok, pratik eğitime dayanmasının bir sonucudur.
Buna karşın Almanya’da 19. yy sonunda mühendislik mesleğinin ulaştığı düzey, bu ülkenin sahip olduğu yüksek kaliteli mühendislik eğitiminin bir sonucudur.
Bu süreçlere bağlı olarak, örneğin ABD, Kanada ve İngiltere’de mühendislik eğitimi sonrası meslek içi belgelendirme önem kazanmıştır. Çünkü bu ülkelerde mühendislik eğitiminin geçmişinde teorik eğitim zaten tarihsel olarak zayıf ve buna karşılık iş başı eğitimi (ya da meslek içi eğitim) ön plandadır. Bu tarihsel sürece bağlı olarak da bu ülkelerde profesyonel mühendislik kavramı geliştirilmiştir.
Öte yandan yine tarihsel olarak kendi koşullarında daha teorik ve nitelikli bir mühendislik eğitimi sürecinden gelen Almanya’da, pratik bilgi gereksinimi de üniversite eğitiminin bir parçası olarak kurgulanmış ve buna bağlı olarak üniversite sonrası profesyonel mühendislik benzeri bir yetkilendirme mekanizması ihtiyacı oluşmamıştır.
Avrupa’da İtalya’da 1066 yılında Bologna Üniversitesi’nin kuruluşundan 779 yıl sonra 1845 yılında kurulan Dar-ül Fünun Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk üniversitesidir. Medrese uleması ve softaların baskısı altında birkaç kez kapatılan Dar-ül Fünun, Cumhuriyet’in ilanı sonrası 1924’te medreselerin kapatılmasının ardından 1933 yılında üniversite adını almıştır.
Ülkemizdeki mühendislik eğitimi 1980 yılına kadar Almanya modeli etkisinde kalmıştır. Mühendislik eğitiminin temelini ağır bir eğitim ve stajlar oluşturmuştur. Bunun sonucunda az sayıda fakat yüksek kalitede mühendis yetişmesi sağlanmıştır. 1950’lere kadar süren ve ülke altyapısının kurulduğu sürecin altında bu iyi eğitimli ve kaliteli ulusal mühendislik gücünün bulunduğu yadsınamaz. Burada yapmak istediğimiz Almanya modelinin övgüsü değil, kaliteli mühendislik eğitiminin önemine dikkat çekmektir. 1950–1980 yılları arası Kemalizm’in tasfiye süreci olarak tanımlanırsa, bu tasfiye sürecinin 1980 yılında tamamlanmış olduğu söylenebilir. 1980 darbesi sonrasında ise, üniversite sistemine ABD modeli egemen kılınmış, üniversiteler tek tipleştirmeye çalışılmış ve çok sayıda açılan ve fakat alt yapılarının yetersizliği nedeniyle eğitim düzeylerinde olması gereken kaliteye sahip olamayan devlet üniversiteleri ve o arada özel üniversiteler ülkemiz sathına yayılmıştır.
Bu süreç mühendislik eğitimini de içerdiğinden, 1990’lı yılların ikinci yarısından başlayarak ülkemizde mühendislik hizmetlerinin kalitesi tartışılmaya başlanmıştır. Bu kalite tartışmasına daha sonra dönmek üzere şimdi biraz profesyonel mühendislik kavramına bakalım.
Profesyonel Mühendislik
Daha önce de söylemiş olduğumuz gibi profesyonel mühendislik kavramı daha çok Anglosakson kültürüne sahip ülkelerde kullanılan bir kavramdır. Ülkeler arasında ve aynı ülke içinde, örneğin ABD ve Kanada’da eyaletten eyalete farklılık gösterse de, profesyonel mühendisliğin ana eksenini, mezuniyet sonrası sağlanacak bilgi birikiminin düzeyinin ölçülmesine bağlı bir belgelendirme sistemi oluşturmaktadır.
ABD’de uygulanan sistemde, mühendislik fakültesi mezunu olan adayın önce;
- dört yıl boyunca bir profesyonel mühendisin emrinde çalışması,
- dört ayrı profesyonel mühendisten tavsiye mektubu alması,
- bu belgelerle profesyonel mühendislik kurumlarına başvurması
gerekmektedir. Bu kurumların açtığı sınavlarda, adaya çoktan seçmeli olarak genel mühendislik bilgisi ve branş mühendislik bilgisi ile ilgili sorular sorulmakta, ayrıca etik ve yasalarla ilgili soruların bulunduğu bir soru formu da aday tarafından cevaplanmaktadır.
Bu sınavı geçenlere üç yıllığına “profesyonel mühendis” unvanı ve bir “profesyonel mühendis mührü” verilmekte, bu mühür ve unvan mühendise mesleki yaşamında ayrıcalık sağlamaktadır. Daha sonrası için ise, bu kişinin her yıl en az bir master seviyesinde ders veya 20 saat seminer izlediğini ya da meslek içi eğitime katıldığını belgelemesi gerekmektedir.
Bu sürecin, Anglosakson kültüründe mühendislik eğitiminin tarihsel gelişimi ile örtüştüğü gözünüzden kaçmamıştır. Özetle, üniversite eğitiminin geri planda tutulması ve ustalık-çıraklık eğitiminin ön plana çıkartılması, bu süreci tariflemektedir.
Ülkemizde Profesyonel ya da Yetkin Mühendislik
Ülkemizde 1950’lerde başlayan bir ABD’ye benzeme modası hızı artarak sürmektedir. Önceleri daha çok, kültürel birikimi az ve “sonradan görme” çevrelerin hastalığı olan bu eğilim giderek toplumun her kesimini sarmıştır. Bu durumu bir başka şekilde, “kültürsüzleşme politikası” adını vererek de anlatabiliriz. ABD açısından, hegemonya altına almış olduğu ülkelerde kendi kültürünü yaymaya çalışması, kendi emperyalist politikası açısından bir zorunluluktur ve yüz yıllardır bilinen bir yöntemdir. Ama hegemonya altındaki ülkelerin aydınlarının buna direnmeleri ve kendi kültürlerini savunmaları gerekmektedir.
Ülkemizde profesyonel mühendislik kavramı, uzunca bir süredir Türk Müşavir Mühendisler Derneği tarafından savunulagelmiştir. Aynı konu Türk Tesisat Mühendisleri Derneği (TTMD) gündeminde de tartışılmıştır. 1996 yılından başlayarak konu İnşaat Mühendisleri Odası’nda (İMO) tartışılmaya başlanmış, aynı yıllardan başlayarak TTMD etkisi ile Makina Mühendisleri Odası (MMO) gündemine de “uzman mühendislik” adıyla girmiştir.
Bu konuda 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi bir dönüm noktası oluşturmuştur. Kayıtlara geçmese de 50 binden fazla cana mal olan, Marmara Bölgesi’nde binlerce konutun yıkılmasıyla sonuçlanan deprem sonrasında yetkin mühendislik tartışmaları kızışmış ve ülkemizde bir yetkin ya da uzman mühendislik uygulamasının olmaması başta İMO ve MMO olmak üzere, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından yıkımların gerekçesi olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Bu kurumlar bu konuda başarılı da olmuştur.
Devlet mekanizması TMMOB’nin her türlü girişiminin karşısında dururken, uzman mühendislik ve mimarlık konusunda tam tersi bir tutum takınmış ve bu girişimleri desteklemiştir. Hatta bu konuda daha da ileri gidilmiş, 595 ve 601 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile dönemin Ecevit-Bahçeli-Yılmaz hükümeti uzman mühendislik konusunda odalara yetki devri yapmıştır. Çünkü TMMOB’nin o sırada henüz haberdar olup olmadığı bilinmeyen bir başka süreçte, 1995 yılında düğmeye basılmıştır.
Bu süreçlerden birincisi GATS’ın (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) 1 Ocak 1995’te kabul edilmesi ve 25 Şubat 1995’te GATS kapsamındaki ülke muafiyet listelerinin TBMM’de onaylanarak anlaşmanın Resmi Gazete’de yayınlanmasıdır. Bu süreç 2005 yılında hizmet sektörünün, bu arada mühendislik hizmet alanlarının dünya çapında serbest rekabete açılacağı anlamına gelmektedir.
İkincisi ise, Avrupa Birliği (AB) ile Gümrük Birliği’ne (GB) girilmesidir. GB tek başına mühendislik hizmet alanlarını doğrudan etkilemese de, daha sonraki yıllarda gündeme gelecek olan AB’ye giriş sürecinde mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı kapsamında, “mesleki yeterliliklerin karşılıklı tanınması” başlığı altında ve AB müktesebatına uyum çerçevesinde mühendislerin diplomalarının sorgulanmaya başlanacağı anlamına gelmektedir.
İMO ve MMO, 595 ve 601 Sayılı KHK’yi bir fırsat olarak değerlendirip hızla uygulamaya girişirken, bazı odalar da uygulamayı zorunlu olarak başlatmışlardır. Fakat daha sonra 595 ve dolayısıyla 601 Sayılı KHK Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir. Bu konuda Mimarlar Odası (MO) bir gazete ilanı ile bu KHK kapsamında zorunlu olarak verilmiş olan belgelerin geçersiz olduğunu ve bu belgelerin bir ayrıcalık sağlayacak şekilde kullanılamayacağını üyelerine duyurmuştur. MMO ise uygulamayı yürütmeyi sürdürmüştür ve halen uzman mühendislik belgesi vermektedir. İMO ise daha ileri giderek, sonradan idare mahkemesi tarafından iptal edilecek olan Yetkin Mühendislik Yönetmeliği’ni 2004 yılında uygulamaya koymuştur.
TMMOB Yetkin ya da Uzman Mühendislik Uygulamaları
2004 yılında İMO Genel Kurulu’nda kabul edilen Yetkin İnşaat Mühendisliği Uygulama Yönetmeliği ABD uygulamalarını esas almaktadır.
Yazının daha önceki bölümlerinde değinildiği gibi, ABD uygulamaları Anglosakson kültürünün bir ürünüdür. Temelini ise, üniversite eğitiminin yüzeysel oluşu ve mühendislik bilgisinin üniversite eğitimi sonrası “piyasada” kazanıldığı varsayımı oluşturmaktadır. Buna benzer bir tartışma ve çatışma ülkemizde Osmanlı döneminden beri yaşanmaktadır. “Mektepli-alaylı” tartışması olarak günümüze gelen bu tartışmanın boyutları yeniçeriliğin kaldırıldığı II. Mahmud dönemine ve daha sonrası Dar-ül Fünun-medrese çatışmasına kadar uzanmaktadır. Günümüzde “mektepliler”in de bir süre sonra piyasada kazandıkları deneyimi ön plana çıkartarak “alaylı” gibi davrandıkları ve genç “mekteplileri” bir şey bilmez yerine koydukları gözlenmektedir. Bunun özünde ise bilimsel bilginin yadsınması ve deneysel bilginin ön planda tutulması bulunmaktadır. ABD pragmatizminde de benzer bir boyutu bulmak olanaklıdır.
MMO Uzman Mühendislik Yönetmeliği kapsamında yürütülen uygulamalar ise daha ilginçtir. MMO “bağımsız ve tarafsız bir belgelendirme faaliyetinin yürütülmesi için TS EN ISO/IEC 17024 standardı kapsamında Mühendislik Hizmetleri Yeterlilik Belgelendirme faaliyetlerini yürütecek bir Personel Belgelendirme Kuruluşu (PBK)” kurmuştur. MMO 11 kapsamda mühendislik yeterlilik belgesi vermektedir.
Bu belgenin verilmesine yönelik olarak da, belge sahibi olmak isteyen mühendisin devam etmesinin zorunlu olduğu bir eğitim verilmektedir. Bu eğitimler ilk bakışta bir mühendisin akademik eğitim sürecinde almadığı bilgilerin verildiği eğitimler gibi algılansa da, MMO eğitim süreleri ile akademik öğretim süreleri karşılaştırıldığında sonuç hakkında yeterli fikir sahibi olunabilmektedir. Örneğin akademik eğitimde en az bir yarıyıl anlatılan ısıtma tesisatı, MMO’da iki üç günde ve 12-18 saatlik bir eğitim sonucunda uzman mühendis sertifikası verilerek tamamlanmaktadır. Yani akademik ortamda bir yarıyıl anlatılan ders uzmanlaşmaya yetmemekte, fakat MMO’da 18 saatlik bir eğitim sonucunda uzman olunabilmektedir(!). MMO’nun bu uygulaması, Moliere’in “Hastalık Hastası” adlı piyesinin son bölümünde, oyun kahramanı Argan’ın “bir cüppe giyme süresi boyunca” hekim yapılabileceği ironisini çağrıştırmaktadır.
Öte yandan, üniversitede bu dersleri verenlerle, MMO’da eğitim verenler aynı öğretim üyeleridir. MMO’da fazla olarak akademik formasyonu bulunmayan mühendisler de bu eğitimi verebilmektedir. 18 saatlik kursun bir bölümünü ise, MMO yönetmeliklerinin ezberletilmesi oluşturmaktadır. MMO’nun uzmanlaşmadan anladığı budur.
Burada, kursları düzenleyenlerin olduğu kadar, dersleri veren akademisyenlerin konumu da ahlaki bir sorun oluşturmaktadır. Çünkü bu kurslarda lisans öğretiminden farklı konuları anlatıyorlarsa, niçin bu bilgiyi lisans öğretiminde aktarmadıkları… Yok, eğer aynı bilgiyi aktarıyorlarsa, o zaman da zaten bu bilgiye sahip mühendise aynı bilgiyi bir de para karşılığı aktarmaları, hem bu akademisyenler ve hem de bu sistematiği oda yönetmeliği haline getirenler için ahlaki açıdan irdelenmelidir.
27 Eylül 2008 Cumartesi
Yetkin yada Yetkili Mühendislik 1
Etiketler:
AB,
artı,
belgelendirme,
dergisi,
GATS,
ivme,
ivme dergisi,
meslek içi eğitim,
mimarlık,
mühendislik,
planlama,
profesyonel,
TMMOB,
uzman
Yetkin yada Yetkili Mühendislik 2
Meslek İçi Eğitim
Yetkin ya da yetkilendirmiş mühendisliği ele almadan önce meslek içi eğitim konusuna değinmekte yarar vardır. Bu başlık, bu konu halen bu isimle ifade edildiği için böyle kullanılmıştır. Oysa eğitim ve öğretim farklı kavramlardır. Eğitim, zaten bilinen bir konunun davranış haline getirilmesi için yapılan bir uygulamadır. Öğretim ise, daha önceden bilinmeyen bir konunun aktarılması işidir. Öğretim, aktarılan konunun kavranıp kavranmadığının da denetlenmesini içerir. Şu sırada odalarda yürütülen ve meslek içi eğitim adı verilen çalışmalar aslında ne eğitim ne de öğretimdir.
Günümüzde bir mühendisin mezuniyetinden ölümüne kadar geçen süre içinde dünyada ve o arada bilim ve teknoloji alanlarında birçok gelişme ve değişme olmaktadır. Buna bağlı olarak, bilginin uygulanmasına yönelik varolan standartlar değişmektedir. Bu değişimlerden haberdar olsa da, olmasa da, mühendisin uygulamaları bu değişen bilgi ve standartlara göre denetlenmek zorundadır.
Odaların bu değişimleri üyelerine aktarma zorunluluğu vardır. Bunun için yapılması gereken, meslek içi eğitim programları düzenlemektir. Bu programları izlemek zorunlu olmamalı, ancak katılanların bu programlardan aldığı bilgi düzeyi standart bir yöntemle ölçülmelidir. Bu programlara katılmak zorunlu olmamalıdır dedik, çünkü mühendislik lisansına sahip olmuş bir kişi, bilgiyi hangi kaynaktan sağlayacağına kendisi karar vermelidir. Fakat söz konusu bu bilgi, mühendislik uygulamalarında bilinmesi zorunlu bir bilgi ise, uygulamanın denetimi sırasında bu bilginin kullanılıp kullanılmadığı denetlenmelidir. Bilgi oda tarafından bir kurs aracılığı ile aktarıldığında, oda aktardığı bilgi düzeyini bir sınavla ölçmelidir.
Bilginin kullanılma ve uygulanma biçimini denetlemek öze ilişkin bir uygulamadır ve sonuca hizmet eder, ama oldukça da zordur. Bu yapılamadığında veya yapılmak istenmediğinde, bunun yerini alabileceği düşünülen kişinin denetlenmesi veya belgelendirilmesi uygulaması ise şekilsel bir uygulamadır. Bu uygulamanın ise sonuca doğrudan etkisi yoktur. Bilgiye sahip olmak başka şey, sahip olunan bilgiyi kullanmak başka şeydir. Yetkili mühendis olarak belgelendirilmiş bir kişinin herhangi bir nedenle bu bilgiyi kullanmak istemeyeceği durumlar gerçekleşebilir.
Yetkin Mühendislik Daha İleri Bir Mühendislik Eğitimi Düzeyi mi Tarif Ediyor?
Yukarıda anlatılanlar bize, yetkin mühendisliğin temelde bir ustalık-çıraklık ilişkisine dayandığını, odalar tarafından yürütülmekte olan çalışmaların da akademik olarak bir mühendislik eğitimi tariflemediğini ortaya koymaktadır. Öte yandan mühendis yetkin veya yetkili olsa da, bilginin uygulanması sırasında denetleme mekanizması yoksa, sonuç açısından değişen bir şey olmayacağı da açıktır. Bu tabloda, yetkin veya yetkili mühendislik kavramının, bugün mevcut olan mühendislik eğitiminden daha ileri ve modern bir süreç tanımlamadığı görülmektedir. O zaman bu süreci geliştiren sermaye ilişkilerine bakmak zorunludur.
2005 yılında yürürlüğe giren GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması), hizmetlerin, o arada mühendislik hizmetlerinin de uluslararası alanda ve ulusal engeller ortadan kaldırılarak serbest rekabete açılmasını emrediyor. AB sürecinde de mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı benzer bir süreci zorunlu kılıyor. Aslında GATS, hizmet sermayesinin serbest dolaşımını güvence altına almaktadır ve bu süreçte bu serbestinin önündeki yerel engellerin, örneğin ulusal mühendislik gücünün, devre dışı bırakılması gerekmektedir.
Bu süreçte gelişmiş ülkeler kendi piyasalarını korumak için, kendi mühendislik düzeylerine göre oluşturdukları standartları ön koşul olarak ortaya koymaktadırlar. Bu standartları belirleyenlerin ise, artık dünyayı doğrudan yönetmeye başlamış olan sermayenin yarattığı tekel bürokrasisi olduğunu söylemeye gerek bile yok.
GATS Nedir ve Yansımaları Neler Olacaktır?
İsmi ingilizce “General Agreement on Trade of Services” sözcüklerinin baş harflerinden oluşan GATS, Hizmet Ticareti Genel Anlaşması anlamına gelmektedir. Türkiye’nin de kurucu üye olarak imza atmış olduğu GATS, 1 Ocak 1995 tarihinde kabul edilmiş ve resmi gazetede yayınlanmıştır. Küreselleşme politikalarının araçlarından biri olan GATS, uluslararası hizmet ticaretine ilişkin temel kavram, kural ve ilkeleri ortaya koyan ilk çok taraflı anlaşmadır.
GATS kapsamında ülke taahhüt ve muafiyet listeleri 1995 yılında TBMM’de onaylanmış ve aynı yıl Türkiye, Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) resmi üyesi durumuna gelmiş ve dolayısıyla GATS bir iç hukuk düzenlemesi niteliği almıştır.
Anlaşmaya göre, GATS 2005 yılından itibaren yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. GATS kapsamındaki hizmet sektörleri, mühendislik hizmet alanlarını da kapsamaktadır. Birçok ülke bu konuda, kendi pazarını korumak için değişik kısıtlamalar getirirken, Türkiye hiçbir alanda kısıtlama getirmeden, GATS kapsamındaki toplam 155 hizmet sektöründen 72’sine izin vererek %46’lık oranla, ulusal hizmet sektörlerini en fazla serbest rekabete açan ülke konumuna gelmiştir. Mühendislik ve mimarlık alanları da uluslararası rekabete açılan hizmet alanlarıdır.
GATS kurallarına göre, yerli mühendislere sağlanan her türlü hak ve avantaj yabancılara da sağlanacaktır. Buna ek olarak ülkede özel kısıtlayıcı kural ya da standartlar oluşturulamayacaktır. Yabancıların mesleki yeterlilikleri bu kapsamda tanınmak zorundadır ve GATS’ın kabulü aşamasında bir sınırlama getirilmemişse, sonradan hiçbir sınırlama getirilemeyecektir.
GATS’ın kendisi başlı başına sorgulanması gereken bir konudur. Fakat kapıların sömürüye ardına kadar açıldığı bu süreçte, ulusal mühendislik gücünün korunması ve yabancıların ellerini kollarını sallayarak ülkemizin pazarına girişlerinin engellenmesi gerekirken, TMMOB’nin, yetkili mühendislik yasa tasarılarıyla yabancılar karşısında ulusal mühendislik gücümüzün elini kolunu bağlamaya çalışması ne anlama gelmektedir?
AB direktifleri (89/48/EEC) doğrultusunda, AB ülkeleri ile mesleki yeterliliklerin karşılıklı tanınması amacıyla atılacak adımlar, GATS kuralları gereği tüm DTÖ üyesi ülkeler için geçerli olacaktır.
TMMOB’nin siyasal iktidar adına hazırlamış olduğu Yetkin Teknik Eleman Kanunu Tasarısı Taslağı, ulusal mühendislik gücümüzün aleyhine ve yabancıların lehine olan bir süreç başlatacaktır.
Bu süreçle ilgili olarak Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından hazırlanmış olan raporda;
“Mevcut koşullar dahilinde mühendislik mimarlık hizmetleri alanında AB ile olası bir serbestleşme halinde, M-M’lerin karşılaşacakları rekabet edebilme sorunu dikkate alındığında, sektörün büyük oranda dışarıdan gelecek olan hizmetlere ve hizmet sunucularına yardımcı hizmet sunmak konumuna itilebileceği ve mevcut istihdam sorununun giderek artacağı düşünülmektedir”
denilmektedir. TMMOB’nin uygulamaları sonucunda ayrıcalıklı, yeni bir mühendis mimar profili yaratılacak ve bu ayrıcalığa sahip olamayanlar mühendis niteliğini yitirerek yardımcı eleman konumuna düşecektir. Öyleyse, devlet kurumlarının taşıdığı kaygıyı bile taşımayan TMMOB’ye şu soruyu sormak gerekmektedir:
TMMOB kimin hizmetine girmektedir?
TMMOB Mühendislik Mimarlık Kurultayında Yetkin Mühendislik
22–24 Mayıs 1998 tarihlerinde gerçekleştirilen TMMOB 35. Genel Kurulu’nda Mühendislik Mimarlık Kurultayı” yapılması ile ilgili alınan kararın gereği olarak iki yıl süren hazırlık çalışmaları sonucunda, 28–29 Nisan 2000’de “I. Mühendislik Mimarlık Kurultayı” 345 delegesi ile Ankara’da toplanmıştı. I. Mühendislik Mimarlık Kurultayı açılışında verilen önerge ”Karar taslaklarının yeterince görüşülmediği, bu nedenle de kurultayın karar almaması gerektiği” kabul edilerek karar taslaklarında yer alan konuların tartışılması ile sonuçlanmış ve bu konudaki kararlar bir sonraki kurultaya bırakılmıştı.
TMMOB 37. Olağan Genel Kurul Kararları çerçevesinde II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı 5–6 Nisan 2003 Tarihinde 645 delege ile birlikte Ankara’da gerçekleştirildi.
II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı’nda;
1- Mesleki Yeterlilik – Mesleki Yetkinlik,
2- Mesleki Denetim,
3- Örgüt birimlerinin hizmet üretimi,
4-Mesleki davranış ilkeleri,
5-Örgüt misyonu,
konuları görüşülmüş ve birinci madde kapsamına giren 18 karar alınmıştır. Bu kararlardan altıncısı oldukça önemlidir ve tam metni şöyledir:
“TMMOB ve Odaları: gerek Dünya Ticaret Örgütü gerekse Avrupa Birliği (Gümrük Birliği) kanallarından gelen teknik ve mesleki mevzuat uyarınca mühendislik / mimarlık meslek alanlarının düzenlenmesine dönük uyumlaştırma (emperyalist / kapitalist ilişkilere tümüyle bağlanmak anlamında) çalışmalarına karşı durur. Bu yönde izlenen politika ve uygulamalar ile mücadele eder.”
Bu altı numaralı karar ortadayken, Mehmet Soğancı (TMMOB başkanı), E.Serdar Karaduman, Hüseyin Yeşil (TMMOB yönetim kurulu adayı), Celal Beşiktepe, Hakkı Atıl, Emin Koramaz (MMO başkanı), İlker Ertem’den oluşan II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı Çalışma Grubu 28.02.2004 tarihinde, Kurultayın 3 nolu kararına dayanarak “TMMOB Yetkin Mühendislik, Meslek İçi Eğitim ve Belgelendirme Çerçeve Yönetmeliği Taslağı”nı TMMOB Genel Kurulu’na sunulmak üzere TMMOB Yürütme Kurulu’na iletmiştir.
Bunu izleyen süreçte Mayıs 2004’de toplanan 38. TMMOB Olağan Genel Kurulu’nda “TMMOB Meslek İçi Eğitim ve Belgelendirme Yönetmeliği” oy çokluğu ile kabul edilmiştir. Bu yönetmelik genel hükümleri içermekle birlikte, hazırlanış amacı, başta İMO ve MMO tarafından yürütülen çalışmaların yasal zeminini oluşturmak ve odaların yürürlüğe koymuş oldukları daha ayrıntılı yönetmelikler için genel bir çerçeve sağlamaktır.
Yetkin veya Yetkili Mühendislik Yasa ve Yönetmelik Hazırlıkları
Ülkemizde birçok kurum yetkin/yetkili mühendislik konusunda yasa ve yönetmelik taslakları hazırlıklarını sürdürmektedir. Bu yasa ve yönetmelik taslaklarının temelini ise “AB COM (2002) 119” AB direktifi oluşturmaktadır. Bu çalışmaları AB Sekreterliği yürütmekte ve TMMOB de bu çalışmalara katılmaktadır. TMMOB, “Mesleki Yeterliliklerin Düzenlenmesi ve Tanınması Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” çalışmasında yer almaktadır.
Buna bağlı olarak, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından TMMOB'den istenen "Yetkin Teknik Eleman Kanunu Tasarısı Taslağı", TMMOB Yönetim Kurulu’nca hazırlanarak 28 Şubat 2005 tarihinde ilgili bakanlığa gönderilmiştir.
Bu taslağın birinci maddesi yasanın amacını tanımlamaktadır. Amaç maddesi şöyledir:
“Bu kanunun amacı, mühendis, mimar ve şehir plancılarının ülke ve toplum yararları doğrultusunda meslek alanları ile ilgili uygulama ve denetimin yapılabilmesi için; uzmanlık alanı ve yetkili üyeliğin tanımlanması, yetkili üyelerin mesleki ve bilimsel çalışmaları, yaptıkları işler ile tamamlayıcı eğitimlerine dayanan uzmanlıklarının Meslek Odalarınca belirlenmesi, belgelendirilmesi ve gerektiğinde yetkili üyelerin kamuoyuna önerilmesinin sağlanmasıdır.”
Taslakta uzmanlık konularının belirlenmesi ve belgelendirmenin ne şekilde yapılacağı TMMOB bünyesindeki odalara bırakılmıştır. Ancak taslağın dördüncü maddesinde yer alan tanımlarda,
e) Uzmanlık: Belli bir iş için gerekli özel bilgi, deneyim veya beceriyi,
f) Uzmanlık alanı: Odanın, öğrenim programları, uygulama alanları, mesleki ve bilimsel gelişmeler, ülkenin teknolojik durumu, kamuoyunun ve üyelerinin istemlerini dikkate alarak ve gerektiğinde oluşturacağı mesleki ve bilimsel kurullara danışarak belirleyeceği mesleki uzmanlık konularını,
g) Yetkili üye: Uzmanlık gerektiren hizmetlerde çalışan ve ilgili oda tarafından belgelendirilen, meslek bilgisini ve deneyimini ülke ve toplum yararına sunan, çalışmalarını meslek etiği kurallarından ayrılmadan sürdüren mühendis, mimar veya şehir plancısı üyeyi,
h) Belge: Yetkili mühendis, mimar veya şehir plancısı belgesini ifade eder
denilmektedir. Tasarıda uzmanlık gerektirmeyen mühendislik hizmetleri olduğu gibi, uzmanlık gerektiren konularda üniversitelerce verilen diplomaların yetersiz kalacağı ve ilgili oda tarafından verilecek uzmanlığı simgeleyen yetkili mühendis belgesine gereksinim olduğu anlatılmaktadır. İlk bakışta gözden kaçsa da, aslında söylenmek istenenin ülkemizde hizmet veren veya yeni yetişecek mühendislerin en azından bir kısmının mühendislik hizmetleri süreci dışarısında tutulacağı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü mühendisliğin kendisi bir uzmanlık mesleğidir. Uzman olmayan mühendis ise aslında mühendis değil, teknisyendir. Teknisyen bilgi üretmez, proje yapamaz, yalnızca mühendislerin yani uzmanların hazırlayacağı projelerin kısmen yürütülmesini sağlar.
Yani yasada tanımlanmaya çalışan “yetkili üye” yeni tip bir mühendis veya mimar tanımıdır ki, hali hazırdaki ve özellikle yeni mezun olacak mühendislerin ve mimarların bir bölümü bu tanım kapsamına alınmayacaktır. Bu söylediğimize başta TMMOB yöneticileri olmak üzere, yetkin mühendislik savunucularından itiraz geleceği açıktır.
Fakat bu durumda hemen şu soruyu sormak gerekmektedir. Mevcut ve mezun olacak tüm mühendis ve mimarlara bu belge dağıtılacaksa, o zaman böyle bir kavram üretmeye gerek var mıdır?
Demek ki amaçlardan biri, piyasaya mühendis arzının daraltılmasıdır. Yasanın yukarıda aktarılan amaç maddesinde bu konuda yeterli ipucu bulunmaktadır. “(…) gerektiğinde yetkili üyelerin kamuoyuna önerilmesinin sağlanmasıdır” ifadesi, asıl amacın bir rant paylaşımı olduğunu ele vermektedir. Çünkü, “yetkili” mühendislerin önerileceği “kamuoyu”, mühendislik hizmetlerine gereksinim duyan alıcılardan başkası değildir.
Öte yandan, bu yeni tanımlamaların tüm disiplinler için mi, yoksa rant paylaşımının kızıştığı serbest mühendislik hizmetleri için mi geçerli olacağı taslakta belirtilmemiştir. TMMOB üyelerinin en fazla %20’sini oluşturan serbest mühendislik alanları TMMOB çalışmalarının tümünü işgal etmekte, geriye kalan %80’lik kesim TMMOB gündeminde yer almamaktadır.
Bir mühendis veya mimarın yetkili mühendis olabilmesi için öngörülen koşullar ise, profesyonel mühendislik veya Avrupa mühendisliği koşullarını içerecektir. Zaten taslağın aşağıya bir bölümü aktarılan gerekçesinde de bu açıkça ifade edilmiştir.
“(…) 3458 sayılı yasaya göre mühendis, mimar veya şehir plancısı diploması alan herkesin, uygulamada herhangi bir deneyime sahip olmaksızın, bir anlamda, sınırsız mesleki yetki ile donatılması, hizmetin niteliği ve güvenirliği bakımından zaman zaman sakıncalar yaratabilmektedir. Benzer sorunla karşılaşan birçok ülke, hizmetin verilmesi aşamasında oluşabilecek risklerin azaltılmasını sağlamak amacı ile çeşitli sistemleri uygulamaya sokmuşlardır. (…)”
Varsayım, üniversite eğitiminin mühendis olmak için yetmeyeceğidir. Bu varsayımdan doğan sonuç, mühendis olmak için mutlaka deneyimli bir mühendis yanında çalışılması ve bu çalışma süresi sonunda edinilen bilginin kanıtlanması gerektiğidir.
Peki, bu süreç gerçekten böyle mi işleyecektir? Dünyada belgelendirmenin kendisi başlı başına bir rant kaynağı durumuna gelmiştir. Ayrıca bir kurumun bir belgelendirme yapabilmesi için bir üst akreditasyon kuruluşu tarafından akredite edilmesi gerekmektedir. AB müktesebatı kapsamında bu üst kuruluşların adresi Brüksel’dir ve pek öyle kolay kolay da Türkiye gibi ülkelerin “belge vermeye meraklı kuruluşlarını” akredite etmemektedirler. Peki niçin? Bu sorunun cevabını daha önce belirttiğimiz gibi belgelendirmenin kendisinin rant kaynağı olmasında, dünyada gümrük duvarları kalkarken bunların yerine “belge duvarlarının” inşa edilmesinde ve tüm bu süreçlerin aslında bir pazar paylaşımı ya da kavgasına dayanıp dayanmadığı konusunda arayacağız.
Yetkili Mühendis Olmaya Kim Karar Verecek?
TMMOB yöneticilerine bakılırsa, bu süreç kaçınılmaz olarak işleyecektir. O zaman bu belgelendirmeyi başkası yapacağına üyelerinin haklarını koruyan bir örgüt olarak TMMOB yapsın denilmektedir. Bu belgelendirme sonucu ortada hakkı korunacak bir üye kitlesi kalacak mı kalmayacak mı ayrıca inceleyeceğiz. Yüz binlerce mühendis ve mimarın bulunduğu ülkemizde bu belgelendirme rantı 50 milyar Euro civarındadır. Ülkemizdeki mühendis mimarların %80’i yetkili olmak istemese o zaman da geriye kalan rant 10 milyar Euro olmaktadır. Bu durumda TMMOB neyin peşinde sorusunu bir kez daha sormak gerekmektedir. Fakat ondan önce bu belgeleri gerçekten TMMOB dağıtabilecek midir, ona bakalım.
TMMOB’nin yetkili mühendis belgesi dağıtmada yetkili olabilmesi için önce Brüksel’den akredite olması gerekmektedir. Halihazırda ulusal akreditasyon kuruluşu olan Türk-Ak dahi akredite edilmemiştir. Sanayi üretiminde CE işareti kullanımında da benzer bir süreç yaşanmakta ve ulusal bir akreditasyon kuruluşu olmadığından, özellikle onaylanmış kuruluş gözetiminde CE işaretinin kullanımının zorunlu olduğu mallarda, yurtdışı onaylı kuruluşlara milyarlarca Euro belge bedeli ödenmektedir.
İçinde yaşadığımız dünyada kimse, al bundan da sen nemalan diye TMMOB’ye bu belge gelirlerini bırakmayacağına göre, TMMOB’nin işlevi, muhtemelen kayıt ve kabulün yapıldığı bir “ön büro” olmaktan öteye geçemeyecektir.
AB’ye giriş sürecinde Yunanistan’da da benzer gelişmelerin yaşandığı bir sürecin ortaya çıktığı, hatta Yunanistan’da yetkin mühendis belgesi almak için zorunlu mesleki deneyim süresince çalışacak bir kurum için bırakın boğaz tokluğuna çalışılmayı, üste para verildiği ve bu işin de kendine göre bir piyasası oluştuğu bilinmektedir.
Benzer bir sürecin Türkiye’de daha da ağır koşullarda yaşanabileceğini tahmin etmek için kahin olmaya gerek yoktur ve bu durumda üçüncü kez “TMMOB neyin peşinde?” sorusunu sormak gerekmektedir.
Küreselleşme ve Sonuçları
Dünyamızda sosyalist blok çözülürken, soğuk savaşın stratejisi, soğuk savaş sonrası dönemin stratejisini de hazırlamışlardı. 1990’lı yılların başında ABD tarafından “New Order” adıyla sunulan politika “Yeni Dünya Düzeni”ni oluşturacaktı. Stratejisini dünyanın tek egemen devleti olma eksenine oturtmuş olan ABD, New Order’in politikası olan küreselleşmeyi dünyaya sundu. Küreselleşme, emperyalizmin belli bir konjonktürdeki biçimlenişine yine emperyalizmin verdiği bir addır.
Tarihçi Eric Hobsbawm, küreselleşmenin nasıl şekillendiğini şöyle anlatmaktadır: “Tarihte ilk kez, sadece ticaret değil, üretim ulusüstü biçimde düzenlenmekte... Pratikte, üretim artık ana şirketin bulunduğu devletin politik sınırları içinde organize edilmemektedir.” (Aktaran Haluk Gerger, Kan Tadı, s. 425)
Emperyalist tekel gittiği yere fabrikasını götürmekle kalmıyor, fabrikasını götürdüğü yere kendi ekonomik, siyasi kriterlerini, dayatmalarını da götürüyor.
Küreselleşmenin hedeflerinden biri, çok uluslu dev şirketlerin önündeki engellerden biri olan ulusal sınırların kaldırılmasıydı. Ulusal sınırlar kalkınca dünya, emperyalist tekeller için tek bir köy daha doğru deyişle ‘pazar’ haline getirilmiş olacaktır. GATS kapsamında öncelikli olarak bankacılık ve mali sistem ele alındı. Devletlerin yapıları tekel bürokrasine göre yeniden düzenlendi. Zaten GATT kapsamında ticaret serbestleştirilmiş ve gümrük tarifelerindeki “işlemleri” yavaşlatan tarifeler tekelci sermayeye göre yapılandırılmıştı. Gerek mal ve gerekse hizmet ticaretini denetleyecek tek mekanizma artık tarife dışı engel olarak da tanımlanan belgelendirme mekanizması olmuştu.
Duruma ülkemiz açısından bakarsak, AB ile girişilen macerada, ülkemizin pazarını koruyacak tarife dışı engelleri oluşturmak yerine AB standartları benimsenerek işe başlandı. Bunun sonucunda, yerli üretim yapan küçük ölçekli ve ulusal karakterli şirketlerin tasfiye süreci başlatılmış oldu. CE işareti ve benzeri standartların ulusal ölçekte de zorunlu duruma getirilmiş olmasının sonucu olarak sayıları 40 bin olan küçük ve orta büyüklükte işletmenin (KOBİ) %75’inin tasfiye olacağı ve 10 bine düşeceği hesaplanmaktadır.
Buna ek olarak yurtdışından ithal edilen ürünler için de geçerli olan CE işareti uygulaması sonucunda, ülkemizin seçenekleri daralmış ve pek çok mal kalemi daha ucuz seçeneklerin varlığına karşın zorunlu olarak AB ülkelerinden ithal edilmektedir.
Bu tablo, AB ülkelerine, ülkemizin bir pazar olarak sunulması anlamına gelmektedir. Çünkü alımı ve kullanımı çok pahalı olan bu belgelendirme sistemine pek çok yerli firma dahil olamamaktadır. Bunun sonucu AB ile sürdürülen GB tek yönlü çalışmaktadır. Türkiye firmaları, AB’ye mal satmak istediklerinde gümrük duvarına değil ama “belge duvarına” çarpmakta, buna ek olarak da iç piyasada yine aynı belgelendirme sistemi ile elleri bağlanmış olduğundan AB’den gelen mallarla rekabet edebilecek ucuz fiyat avantajını da yitirmiş olmaktadırlar. “Yerli” firmalar, ya “şirket evliliği” adı altında iyi bir “başlık parası” peşinde koşmakta, ya da daha sonra ülkemize mamul madde olarak girecek olan sanayi ürünlerinin, tüm mali riskleri taşıyan ucuz yan sanayisi olmak için uğraşmaktadırlar. Dolayısıyla dış ticaret açığı her geçen gün artmakta ve ülkemiz, bedeli yine emekçilere ödettirilecek olan yeni bir krize doğru gitmektedir.
GATS kapsamında da benzer bir süreç yaşanacaktır. AB müktesebatına uyum gereği olarak ve ülkemizin düzeyi düşmüş mühendisliğinin düzeyini yükseltme ve hatta mühendislere yeniden mühendislik öğretme ambalajı ile sunulan yetkin ya da yetkili mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı uygulaması, aslında ulusal teknik gücün yabancılar lehine tasfiyesi sürecinin başlangıcıdır. AB sürecinde atılan her adım, GATS kapsamında tüm DTÖ ülkeleri için de geçerli olacaktır.
Muhtemelen, KOBİ’ler için yapılmış olduğu gibi, ulusal teknik gücümüzün de hangi oranda tasfiye edileceği bile hesaplanmıştır. Ülkemiz mühendisleri yurtdışında hizmet vermek istediğinde, yabancı ülkelerin belgelendirme sistemi engeli ile karşılaşmaktadırlar.
Ülkemizde, ulusal mühendislik gücümüzü koruyacak ve yabancılara tarife dışı engel oluşturacak bir belgelendirme uygulaması yapmak yerine, yine yabancıların işini kolaylaştıran ve yerliye zorluk çıkartan bir belgelendirme sisteminin doğrudan TMMOB eliyle pazarlanması ise dikkat çekicidir. Küreselleşme politikalarının “iyi niyetle” de olsa aracı olunduğunda, tarihin değerlendirmesinde “iyi niyet” unsurunun dikkate alınmadığı ve her şeyin sonuçlarıyla değerlendirileceği akılda tutulmalıdır.
Bir yandan GATS’a karşı çıkarken, atılan adımlarla GATS’a paralellik oluşturan TMMOB, küreselleşme kapsamında “tarihsel misyonunu” kavramış görünürken, artık diplomalara “mühendis, mimar, şehir plancısı” yazılmayacağını açıklayan YÖK de sürecin tamamlayıcısı olarak plan kapsamında kendisinden beklenen rolü oynamış durumdadır.
Sonuç
1980 darbesi sonrasında ülkemiz üniversitelerinde pek çok akademik kadro tasfiye edilirken, aslında bilim tasfiye edilmiştir. Bunun sonucu olarak üniversitelerde bilimsel düzey hızla düşmüş, bu da doğal olarak mezunların, o arada mühendis ve mimarların, eğitim düzeylerinde bir gerilemeye yol açmıştır. Gelişigüzel açılan özel ve kamu üniversitelerinin niteliksizliği de bu bozulmayı hızlandırmıştır. Yine de üniversite eğitiminin düzeyinin düşüklüğü, üniversite dışı bir eğitim süreci tariflenmesinin gerekçesini oluşturamaz.
Öte yandan, 17 Ağustos depremi dışında, mühendislik düzeyi ile ilgili kategorik olarak ölçülebilmiş bir veri de yoktur. 17 Ağustos’a ilişkin veriler de yetkili mühendis uygulamasını destekleyecek nitelikte değildir.
Bozulma kendi içinde onarılmak zorundadır. Örneğin kamu işletmelerinin doğrudan devlet eliyle bozulması, özelleştirme uygulamalarını haklı çıkartamaz. Doğru olan, kasıtlı bozulma gerekçe gösterilerek ve kaçınılmaz olduğu düşünülerek özelleştirme uygulamalarının peşine takılmak değildir.
Aynı durum üniversiteler için de geçerlidir. Üniversitelerin eğitim düzeyindeki düşme, üniversite dışı ve neye hizmet edeceği yukarıda uzun uzun anlatılan bir belgelendirme sistemi olan yetkin ya da yetkili mühendisliğin gerekçesi olarak gösterilemez.
Doğru olan üniversite eğitiminin ihtiyaçlar temel alınarak yeniden düzenlenmesidir. Mezunlar meslek uygulamasının ilk yıllarında bir pratik bilgi eksikliği sorunu yaşıyorlarsa, pratik bilgi edinme süreci de üniversite eğitiminin bir parçası olarak ele alınmalıdır.
Öte yandan, TMMOB açısından asıl olan, üyesinin bilgi düzeyini ölçmek değil, bilginin belirlenmiş standartlara göre kullanılıp kullanılmadığını denetlemektir. Böyle bir denetim süreci gereğince gerçekleşebilse, toplum yararı gözetilmiş olur. Bu durumda yetersiz bilgi sahibi olan mühendis, yeterliliğini sağlayıncaya kadar TMMOB denetimine takılır. Öte yandan yetkili olsa da, bilgisini manipüle etmek isteyen kişi de, sahip olduğu belgeye dayanarak denetimden elini kolunu sallayarak geçemez.
Ancak bu sayede ahlaki sorunların önüne geçilebilir.
Şu kararı vermek gerekmektedir.
Bazı pratik sorunlara dayanıyor olsa da; Tekel bürokrasisinin kurumlarının yaratılmasına yardımcı olmak mı, yoksa halktan ve emekten yana tercihlerle ülkemizin çıkarlarını savunmak mı?
Yetkin ya da yetkilendirmiş mühendisliği ele almadan önce meslek içi eğitim konusuna değinmekte yarar vardır. Bu başlık, bu konu halen bu isimle ifade edildiği için böyle kullanılmıştır. Oysa eğitim ve öğretim farklı kavramlardır. Eğitim, zaten bilinen bir konunun davranış haline getirilmesi için yapılan bir uygulamadır. Öğretim ise, daha önceden bilinmeyen bir konunun aktarılması işidir. Öğretim, aktarılan konunun kavranıp kavranmadığının da denetlenmesini içerir. Şu sırada odalarda yürütülen ve meslek içi eğitim adı verilen çalışmalar aslında ne eğitim ne de öğretimdir.
Günümüzde bir mühendisin mezuniyetinden ölümüne kadar geçen süre içinde dünyada ve o arada bilim ve teknoloji alanlarında birçok gelişme ve değişme olmaktadır. Buna bağlı olarak, bilginin uygulanmasına yönelik varolan standartlar değişmektedir. Bu değişimlerden haberdar olsa da, olmasa da, mühendisin uygulamaları bu değişen bilgi ve standartlara göre denetlenmek zorundadır.
Odaların bu değişimleri üyelerine aktarma zorunluluğu vardır. Bunun için yapılması gereken, meslek içi eğitim programları düzenlemektir. Bu programları izlemek zorunlu olmamalı, ancak katılanların bu programlardan aldığı bilgi düzeyi standart bir yöntemle ölçülmelidir. Bu programlara katılmak zorunlu olmamalıdır dedik, çünkü mühendislik lisansına sahip olmuş bir kişi, bilgiyi hangi kaynaktan sağlayacağına kendisi karar vermelidir. Fakat söz konusu bu bilgi, mühendislik uygulamalarında bilinmesi zorunlu bir bilgi ise, uygulamanın denetimi sırasında bu bilginin kullanılıp kullanılmadığı denetlenmelidir. Bilgi oda tarafından bir kurs aracılığı ile aktarıldığında, oda aktardığı bilgi düzeyini bir sınavla ölçmelidir.
Bilginin kullanılma ve uygulanma biçimini denetlemek öze ilişkin bir uygulamadır ve sonuca hizmet eder, ama oldukça da zordur. Bu yapılamadığında veya yapılmak istenmediğinde, bunun yerini alabileceği düşünülen kişinin denetlenmesi veya belgelendirilmesi uygulaması ise şekilsel bir uygulamadır. Bu uygulamanın ise sonuca doğrudan etkisi yoktur. Bilgiye sahip olmak başka şey, sahip olunan bilgiyi kullanmak başka şeydir. Yetkili mühendis olarak belgelendirilmiş bir kişinin herhangi bir nedenle bu bilgiyi kullanmak istemeyeceği durumlar gerçekleşebilir.
Yetkin Mühendislik Daha İleri Bir Mühendislik Eğitimi Düzeyi mi Tarif Ediyor?
Yukarıda anlatılanlar bize, yetkin mühendisliğin temelde bir ustalık-çıraklık ilişkisine dayandığını, odalar tarafından yürütülmekte olan çalışmaların da akademik olarak bir mühendislik eğitimi tariflemediğini ortaya koymaktadır. Öte yandan mühendis yetkin veya yetkili olsa da, bilginin uygulanması sırasında denetleme mekanizması yoksa, sonuç açısından değişen bir şey olmayacağı da açıktır. Bu tabloda, yetkin veya yetkili mühendislik kavramının, bugün mevcut olan mühendislik eğitiminden daha ileri ve modern bir süreç tanımlamadığı görülmektedir. O zaman bu süreci geliştiren sermaye ilişkilerine bakmak zorunludur.
2005 yılında yürürlüğe giren GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması), hizmetlerin, o arada mühendislik hizmetlerinin de uluslararası alanda ve ulusal engeller ortadan kaldırılarak serbest rekabete açılmasını emrediyor. AB sürecinde de mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı benzer bir süreci zorunlu kılıyor. Aslında GATS, hizmet sermayesinin serbest dolaşımını güvence altına almaktadır ve bu süreçte bu serbestinin önündeki yerel engellerin, örneğin ulusal mühendislik gücünün, devre dışı bırakılması gerekmektedir.
Bu süreçte gelişmiş ülkeler kendi piyasalarını korumak için, kendi mühendislik düzeylerine göre oluşturdukları standartları ön koşul olarak ortaya koymaktadırlar. Bu standartları belirleyenlerin ise, artık dünyayı doğrudan yönetmeye başlamış olan sermayenin yarattığı tekel bürokrasisi olduğunu söylemeye gerek bile yok.
GATS Nedir ve Yansımaları Neler Olacaktır?
İsmi ingilizce “General Agreement on Trade of Services” sözcüklerinin baş harflerinden oluşan GATS, Hizmet Ticareti Genel Anlaşması anlamına gelmektedir. Türkiye’nin de kurucu üye olarak imza atmış olduğu GATS, 1 Ocak 1995 tarihinde kabul edilmiş ve resmi gazetede yayınlanmıştır. Küreselleşme politikalarının araçlarından biri olan GATS, uluslararası hizmet ticaretine ilişkin temel kavram, kural ve ilkeleri ortaya koyan ilk çok taraflı anlaşmadır.
GATS kapsamında ülke taahhüt ve muafiyet listeleri 1995 yılında TBMM’de onaylanmış ve aynı yıl Türkiye, Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) resmi üyesi durumuna gelmiş ve dolayısıyla GATS bir iç hukuk düzenlemesi niteliği almıştır.
Anlaşmaya göre, GATS 2005 yılından itibaren yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. GATS kapsamındaki hizmet sektörleri, mühendislik hizmet alanlarını da kapsamaktadır. Birçok ülke bu konuda, kendi pazarını korumak için değişik kısıtlamalar getirirken, Türkiye hiçbir alanda kısıtlama getirmeden, GATS kapsamındaki toplam 155 hizmet sektöründen 72’sine izin vererek %46’lık oranla, ulusal hizmet sektörlerini en fazla serbest rekabete açan ülke konumuna gelmiştir. Mühendislik ve mimarlık alanları da uluslararası rekabete açılan hizmet alanlarıdır.
GATS kurallarına göre, yerli mühendislere sağlanan her türlü hak ve avantaj yabancılara da sağlanacaktır. Buna ek olarak ülkede özel kısıtlayıcı kural ya da standartlar oluşturulamayacaktır. Yabancıların mesleki yeterlilikleri bu kapsamda tanınmak zorundadır ve GATS’ın kabulü aşamasında bir sınırlama getirilmemişse, sonradan hiçbir sınırlama getirilemeyecektir.
GATS’ın kendisi başlı başına sorgulanması gereken bir konudur. Fakat kapıların sömürüye ardına kadar açıldığı bu süreçte, ulusal mühendislik gücünün korunması ve yabancıların ellerini kollarını sallayarak ülkemizin pazarına girişlerinin engellenmesi gerekirken, TMMOB’nin, yetkili mühendislik yasa tasarılarıyla yabancılar karşısında ulusal mühendislik gücümüzün elini kolunu bağlamaya çalışması ne anlama gelmektedir?
AB direktifleri (89/48/EEC) doğrultusunda, AB ülkeleri ile mesleki yeterliliklerin karşılıklı tanınması amacıyla atılacak adımlar, GATS kuralları gereği tüm DTÖ üyesi ülkeler için geçerli olacaktır.
TMMOB’nin siyasal iktidar adına hazırlamış olduğu Yetkin Teknik Eleman Kanunu Tasarısı Taslağı, ulusal mühendislik gücümüzün aleyhine ve yabancıların lehine olan bir süreç başlatacaktır.
Bu süreçle ilgili olarak Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından hazırlanmış olan raporda;
“Mevcut koşullar dahilinde mühendislik mimarlık hizmetleri alanında AB ile olası bir serbestleşme halinde, M-M’lerin karşılaşacakları rekabet edebilme sorunu dikkate alındığında, sektörün büyük oranda dışarıdan gelecek olan hizmetlere ve hizmet sunucularına yardımcı hizmet sunmak konumuna itilebileceği ve mevcut istihdam sorununun giderek artacağı düşünülmektedir”
denilmektedir. TMMOB’nin uygulamaları sonucunda ayrıcalıklı, yeni bir mühendis mimar profili yaratılacak ve bu ayrıcalığa sahip olamayanlar mühendis niteliğini yitirerek yardımcı eleman konumuna düşecektir. Öyleyse, devlet kurumlarının taşıdığı kaygıyı bile taşımayan TMMOB’ye şu soruyu sormak gerekmektedir:
TMMOB kimin hizmetine girmektedir?
TMMOB Mühendislik Mimarlık Kurultayında Yetkin Mühendislik
22–24 Mayıs 1998 tarihlerinde gerçekleştirilen TMMOB 35. Genel Kurulu’nda Mühendislik Mimarlık Kurultayı” yapılması ile ilgili alınan kararın gereği olarak iki yıl süren hazırlık çalışmaları sonucunda, 28–29 Nisan 2000’de “I. Mühendislik Mimarlık Kurultayı” 345 delegesi ile Ankara’da toplanmıştı. I. Mühendislik Mimarlık Kurultayı açılışında verilen önerge ”Karar taslaklarının yeterince görüşülmediği, bu nedenle de kurultayın karar almaması gerektiği” kabul edilerek karar taslaklarında yer alan konuların tartışılması ile sonuçlanmış ve bu konudaki kararlar bir sonraki kurultaya bırakılmıştı.
TMMOB 37. Olağan Genel Kurul Kararları çerçevesinde II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı 5–6 Nisan 2003 Tarihinde 645 delege ile birlikte Ankara’da gerçekleştirildi.
II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı’nda;
1- Mesleki Yeterlilik – Mesleki Yetkinlik,
2- Mesleki Denetim,
3- Örgüt birimlerinin hizmet üretimi,
4-Mesleki davranış ilkeleri,
5-Örgüt misyonu,
konuları görüşülmüş ve birinci madde kapsamına giren 18 karar alınmıştır. Bu kararlardan altıncısı oldukça önemlidir ve tam metni şöyledir:
“TMMOB ve Odaları: gerek Dünya Ticaret Örgütü gerekse Avrupa Birliği (Gümrük Birliği) kanallarından gelen teknik ve mesleki mevzuat uyarınca mühendislik / mimarlık meslek alanlarının düzenlenmesine dönük uyumlaştırma (emperyalist / kapitalist ilişkilere tümüyle bağlanmak anlamında) çalışmalarına karşı durur. Bu yönde izlenen politika ve uygulamalar ile mücadele eder.”
Bu altı numaralı karar ortadayken, Mehmet Soğancı (TMMOB başkanı), E.Serdar Karaduman, Hüseyin Yeşil (TMMOB yönetim kurulu adayı), Celal Beşiktepe, Hakkı Atıl, Emin Koramaz (MMO başkanı), İlker Ertem’den oluşan II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı Çalışma Grubu 28.02.2004 tarihinde, Kurultayın 3 nolu kararına dayanarak “TMMOB Yetkin Mühendislik, Meslek İçi Eğitim ve Belgelendirme Çerçeve Yönetmeliği Taslağı”nı TMMOB Genel Kurulu’na sunulmak üzere TMMOB Yürütme Kurulu’na iletmiştir.
Bunu izleyen süreçte Mayıs 2004’de toplanan 38. TMMOB Olağan Genel Kurulu’nda “TMMOB Meslek İçi Eğitim ve Belgelendirme Yönetmeliği” oy çokluğu ile kabul edilmiştir. Bu yönetmelik genel hükümleri içermekle birlikte, hazırlanış amacı, başta İMO ve MMO tarafından yürütülen çalışmaların yasal zeminini oluşturmak ve odaların yürürlüğe koymuş oldukları daha ayrıntılı yönetmelikler için genel bir çerçeve sağlamaktır.
Yetkin veya Yetkili Mühendislik Yasa ve Yönetmelik Hazırlıkları
Ülkemizde birçok kurum yetkin/yetkili mühendislik konusunda yasa ve yönetmelik taslakları hazırlıklarını sürdürmektedir. Bu yasa ve yönetmelik taslaklarının temelini ise “AB COM (2002) 119” AB direktifi oluşturmaktadır. Bu çalışmaları AB Sekreterliği yürütmekte ve TMMOB de bu çalışmalara katılmaktadır. TMMOB, “Mesleki Yeterliliklerin Düzenlenmesi ve Tanınması Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” çalışmasında yer almaktadır.
Buna bağlı olarak, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından TMMOB'den istenen "Yetkin Teknik Eleman Kanunu Tasarısı Taslağı", TMMOB Yönetim Kurulu’nca hazırlanarak 28 Şubat 2005 tarihinde ilgili bakanlığa gönderilmiştir.
Bu taslağın birinci maddesi yasanın amacını tanımlamaktadır. Amaç maddesi şöyledir:
“Bu kanunun amacı, mühendis, mimar ve şehir plancılarının ülke ve toplum yararları doğrultusunda meslek alanları ile ilgili uygulama ve denetimin yapılabilmesi için; uzmanlık alanı ve yetkili üyeliğin tanımlanması, yetkili üyelerin mesleki ve bilimsel çalışmaları, yaptıkları işler ile tamamlayıcı eğitimlerine dayanan uzmanlıklarının Meslek Odalarınca belirlenmesi, belgelendirilmesi ve gerektiğinde yetkili üyelerin kamuoyuna önerilmesinin sağlanmasıdır.”
Taslakta uzmanlık konularının belirlenmesi ve belgelendirmenin ne şekilde yapılacağı TMMOB bünyesindeki odalara bırakılmıştır. Ancak taslağın dördüncü maddesinde yer alan tanımlarda,
e) Uzmanlık: Belli bir iş için gerekli özel bilgi, deneyim veya beceriyi,
f) Uzmanlık alanı: Odanın, öğrenim programları, uygulama alanları, mesleki ve bilimsel gelişmeler, ülkenin teknolojik durumu, kamuoyunun ve üyelerinin istemlerini dikkate alarak ve gerektiğinde oluşturacağı mesleki ve bilimsel kurullara danışarak belirleyeceği mesleki uzmanlık konularını,
g) Yetkili üye: Uzmanlık gerektiren hizmetlerde çalışan ve ilgili oda tarafından belgelendirilen, meslek bilgisini ve deneyimini ülke ve toplum yararına sunan, çalışmalarını meslek etiği kurallarından ayrılmadan sürdüren mühendis, mimar veya şehir plancısı üyeyi,
h) Belge: Yetkili mühendis, mimar veya şehir plancısı belgesini ifade eder
denilmektedir. Tasarıda uzmanlık gerektirmeyen mühendislik hizmetleri olduğu gibi, uzmanlık gerektiren konularda üniversitelerce verilen diplomaların yetersiz kalacağı ve ilgili oda tarafından verilecek uzmanlığı simgeleyen yetkili mühendis belgesine gereksinim olduğu anlatılmaktadır. İlk bakışta gözden kaçsa da, aslında söylenmek istenenin ülkemizde hizmet veren veya yeni yetişecek mühendislerin en azından bir kısmının mühendislik hizmetleri süreci dışarısında tutulacağı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü mühendisliğin kendisi bir uzmanlık mesleğidir. Uzman olmayan mühendis ise aslında mühendis değil, teknisyendir. Teknisyen bilgi üretmez, proje yapamaz, yalnızca mühendislerin yani uzmanların hazırlayacağı projelerin kısmen yürütülmesini sağlar.
Yani yasada tanımlanmaya çalışan “yetkili üye” yeni tip bir mühendis veya mimar tanımıdır ki, hali hazırdaki ve özellikle yeni mezun olacak mühendislerin ve mimarların bir bölümü bu tanım kapsamına alınmayacaktır. Bu söylediğimize başta TMMOB yöneticileri olmak üzere, yetkin mühendislik savunucularından itiraz geleceği açıktır.
Fakat bu durumda hemen şu soruyu sormak gerekmektedir. Mevcut ve mezun olacak tüm mühendis ve mimarlara bu belge dağıtılacaksa, o zaman böyle bir kavram üretmeye gerek var mıdır?
Demek ki amaçlardan biri, piyasaya mühendis arzının daraltılmasıdır. Yasanın yukarıda aktarılan amaç maddesinde bu konuda yeterli ipucu bulunmaktadır. “(…) gerektiğinde yetkili üyelerin kamuoyuna önerilmesinin sağlanmasıdır” ifadesi, asıl amacın bir rant paylaşımı olduğunu ele vermektedir. Çünkü, “yetkili” mühendislerin önerileceği “kamuoyu”, mühendislik hizmetlerine gereksinim duyan alıcılardan başkası değildir.
Öte yandan, bu yeni tanımlamaların tüm disiplinler için mi, yoksa rant paylaşımının kızıştığı serbest mühendislik hizmetleri için mi geçerli olacağı taslakta belirtilmemiştir. TMMOB üyelerinin en fazla %20’sini oluşturan serbest mühendislik alanları TMMOB çalışmalarının tümünü işgal etmekte, geriye kalan %80’lik kesim TMMOB gündeminde yer almamaktadır.
Bir mühendis veya mimarın yetkili mühendis olabilmesi için öngörülen koşullar ise, profesyonel mühendislik veya Avrupa mühendisliği koşullarını içerecektir. Zaten taslağın aşağıya bir bölümü aktarılan gerekçesinde de bu açıkça ifade edilmiştir.
“(…) 3458 sayılı yasaya göre mühendis, mimar veya şehir plancısı diploması alan herkesin, uygulamada herhangi bir deneyime sahip olmaksızın, bir anlamda, sınırsız mesleki yetki ile donatılması, hizmetin niteliği ve güvenirliği bakımından zaman zaman sakıncalar yaratabilmektedir. Benzer sorunla karşılaşan birçok ülke, hizmetin verilmesi aşamasında oluşabilecek risklerin azaltılmasını sağlamak amacı ile çeşitli sistemleri uygulamaya sokmuşlardır. (…)”
Varsayım, üniversite eğitiminin mühendis olmak için yetmeyeceğidir. Bu varsayımdan doğan sonuç, mühendis olmak için mutlaka deneyimli bir mühendis yanında çalışılması ve bu çalışma süresi sonunda edinilen bilginin kanıtlanması gerektiğidir.
Peki, bu süreç gerçekten böyle mi işleyecektir? Dünyada belgelendirmenin kendisi başlı başına bir rant kaynağı durumuna gelmiştir. Ayrıca bir kurumun bir belgelendirme yapabilmesi için bir üst akreditasyon kuruluşu tarafından akredite edilmesi gerekmektedir. AB müktesebatı kapsamında bu üst kuruluşların adresi Brüksel’dir ve pek öyle kolay kolay da Türkiye gibi ülkelerin “belge vermeye meraklı kuruluşlarını” akredite etmemektedirler. Peki niçin? Bu sorunun cevabını daha önce belirttiğimiz gibi belgelendirmenin kendisinin rant kaynağı olmasında, dünyada gümrük duvarları kalkarken bunların yerine “belge duvarlarının” inşa edilmesinde ve tüm bu süreçlerin aslında bir pazar paylaşımı ya da kavgasına dayanıp dayanmadığı konusunda arayacağız.
Yetkili Mühendis Olmaya Kim Karar Verecek?
TMMOB yöneticilerine bakılırsa, bu süreç kaçınılmaz olarak işleyecektir. O zaman bu belgelendirmeyi başkası yapacağına üyelerinin haklarını koruyan bir örgüt olarak TMMOB yapsın denilmektedir. Bu belgelendirme sonucu ortada hakkı korunacak bir üye kitlesi kalacak mı kalmayacak mı ayrıca inceleyeceğiz. Yüz binlerce mühendis ve mimarın bulunduğu ülkemizde bu belgelendirme rantı 50 milyar Euro civarındadır. Ülkemizdeki mühendis mimarların %80’i yetkili olmak istemese o zaman da geriye kalan rant 10 milyar Euro olmaktadır. Bu durumda TMMOB neyin peşinde sorusunu bir kez daha sormak gerekmektedir. Fakat ondan önce bu belgeleri gerçekten TMMOB dağıtabilecek midir, ona bakalım.
TMMOB’nin yetkili mühendis belgesi dağıtmada yetkili olabilmesi için önce Brüksel’den akredite olması gerekmektedir. Halihazırda ulusal akreditasyon kuruluşu olan Türk-Ak dahi akredite edilmemiştir. Sanayi üretiminde CE işareti kullanımında da benzer bir süreç yaşanmakta ve ulusal bir akreditasyon kuruluşu olmadığından, özellikle onaylanmış kuruluş gözetiminde CE işaretinin kullanımının zorunlu olduğu mallarda, yurtdışı onaylı kuruluşlara milyarlarca Euro belge bedeli ödenmektedir.
İçinde yaşadığımız dünyada kimse, al bundan da sen nemalan diye TMMOB’ye bu belge gelirlerini bırakmayacağına göre, TMMOB’nin işlevi, muhtemelen kayıt ve kabulün yapıldığı bir “ön büro” olmaktan öteye geçemeyecektir.
AB’ye giriş sürecinde Yunanistan’da da benzer gelişmelerin yaşandığı bir sürecin ortaya çıktığı, hatta Yunanistan’da yetkin mühendis belgesi almak için zorunlu mesleki deneyim süresince çalışacak bir kurum için bırakın boğaz tokluğuna çalışılmayı, üste para verildiği ve bu işin de kendine göre bir piyasası oluştuğu bilinmektedir.
Benzer bir sürecin Türkiye’de daha da ağır koşullarda yaşanabileceğini tahmin etmek için kahin olmaya gerek yoktur ve bu durumda üçüncü kez “TMMOB neyin peşinde?” sorusunu sormak gerekmektedir.
Küreselleşme ve Sonuçları
Dünyamızda sosyalist blok çözülürken, soğuk savaşın stratejisi, soğuk savaş sonrası dönemin stratejisini de hazırlamışlardı. 1990’lı yılların başında ABD tarafından “New Order” adıyla sunulan politika “Yeni Dünya Düzeni”ni oluşturacaktı. Stratejisini dünyanın tek egemen devleti olma eksenine oturtmuş olan ABD, New Order’in politikası olan küreselleşmeyi dünyaya sundu. Küreselleşme, emperyalizmin belli bir konjonktürdeki biçimlenişine yine emperyalizmin verdiği bir addır.
Tarihçi Eric Hobsbawm, küreselleşmenin nasıl şekillendiğini şöyle anlatmaktadır: “Tarihte ilk kez, sadece ticaret değil, üretim ulusüstü biçimde düzenlenmekte... Pratikte, üretim artık ana şirketin bulunduğu devletin politik sınırları içinde organize edilmemektedir.” (Aktaran Haluk Gerger, Kan Tadı, s. 425)
Emperyalist tekel gittiği yere fabrikasını götürmekle kalmıyor, fabrikasını götürdüğü yere kendi ekonomik, siyasi kriterlerini, dayatmalarını da götürüyor.
Küreselleşmenin hedeflerinden biri, çok uluslu dev şirketlerin önündeki engellerden biri olan ulusal sınırların kaldırılmasıydı. Ulusal sınırlar kalkınca dünya, emperyalist tekeller için tek bir köy daha doğru deyişle ‘pazar’ haline getirilmiş olacaktır. GATS kapsamında öncelikli olarak bankacılık ve mali sistem ele alındı. Devletlerin yapıları tekel bürokrasine göre yeniden düzenlendi. Zaten GATT kapsamında ticaret serbestleştirilmiş ve gümrük tarifelerindeki “işlemleri” yavaşlatan tarifeler tekelci sermayeye göre yapılandırılmıştı. Gerek mal ve gerekse hizmet ticaretini denetleyecek tek mekanizma artık tarife dışı engel olarak da tanımlanan belgelendirme mekanizması olmuştu.
Duruma ülkemiz açısından bakarsak, AB ile girişilen macerada, ülkemizin pazarını koruyacak tarife dışı engelleri oluşturmak yerine AB standartları benimsenerek işe başlandı. Bunun sonucunda, yerli üretim yapan küçük ölçekli ve ulusal karakterli şirketlerin tasfiye süreci başlatılmış oldu. CE işareti ve benzeri standartların ulusal ölçekte de zorunlu duruma getirilmiş olmasının sonucu olarak sayıları 40 bin olan küçük ve orta büyüklükte işletmenin (KOBİ) %75’inin tasfiye olacağı ve 10 bine düşeceği hesaplanmaktadır.
Buna ek olarak yurtdışından ithal edilen ürünler için de geçerli olan CE işareti uygulaması sonucunda, ülkemizin seçenekleri daralmış ve pek çok mal kalemi daha ucuz seçeneklerin varlığına karşın zorunlu olarak AB ülkelerinden ithal edilmektedir.
Bu tablo, AB ülkelerine, ülkemizin bir pazar olarak sunulması anlamına gelmektedir. Çünkü alımı ve kullanımı çok pahalı olan bu belgelendirme sistemine pek çok yerli firma dahil olamamaktadır. Bunun sonucu AB ile sürdürülen GB tek yönlü çalışmaktadır. Türkiye firmaları, AB’ye mal satmak istediklerinde gümrük duvarına değil ama “belge duvarına” çarpmakta, buna ek olarak da iç piyasada yine aynı belgelendirme sistemi ile elleri bağlanmış olduğundan AB’den gelen mallarla rekabet edebilecek ucuz fiyat avantajını da yitirmiş olmaktadırlar. “Yerli” firmalar, ya “şirket evliliği” adı altında iyi bir “başlık parası” peşinde koşmakta, ya da daha sonra ülkemize mamul madde olarak girecek olan sanayi ürünlerinin, tüm mali riskleri taşıyan ucuz yan sanayisi olmak için uğraşmaktadırlar. Dolayısıyla dış ticaret açığı her geçen gün artmakta ve ülkemiz, bedeli yine emekçilere ödettirilecek olan yeni bir krize doğru gitmektedir.
GATS kapsamında da benzer bir süreç yaşanacaktır. AB müktesebatına uyum gereği olarak ve ülkemizin düzeyi düşmüş mühendisliğinin düzeyini yükseltme ve hatta mühendislere yeniden mühendislik öğretme ambalajı ile sunulan yetkin ya da yetkili mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı uygulaması, aslında ulusal teknik gücün yabancılar lehine tasfiyesi sürecinin başlangıcıdır. AB sürecinde atılan her adım, GATS kapsamında tüm DTÖ ülkeleri için de geçerli olacaktır.
Muhtemelen, KOBİ’ler için yapılmış olduğu gibi, ulusal teknik gücümüzün de hangi oranda tasfiye edileceği bile hesaplanmıştır. Ülkemiz mühendisleri yurtdışında hizmet vermek istediğinde, yabancı ülkelerin belgelendirme sistemi engeli ile karşılaşmaktadırlar.
Ülkemizde, ulusal mühendislik gücümüzü koruyacak ve yabancılara tarife dışı engel oluşturacak bir belgelendirme uygulaması yapmak yerine, yine yabancıların işini kolaylaştıran ve yerliye zorluk çıkartan bir belgelendirme sisteminin doğrudan TMMOB eliyle pazarlanması ise dikkat çekicidir. Küreselleşme politikalarının “iyi niyetle” de olsa aracı olunduğunda, tarihin değerlendirmesinde “iyi niyet” unsurunun dikkate alınmadığı ve her şeyin sonuçlarıyla değerlendirileceği akılda tutulmalıdır.
Bir yandan GATS’a karşı çıkarken, atılan adımlarla GATS’a paralellik oluşturan TMMOB, küreselleşme kapsamında “tarihsel misyonunu” kavramış görünürken, artık diplomalara “mühendis, mimar, şehir plancısı” yazılmayacağını açıklayan YÖK de sürecin tamamlayıcısı olarak plan kapsamında kendisinden beklenen rolü oynamış durumdadır.
Sonuç
1980 darbesi sonrasında ülkemiz üniversitelerinde pek çok akademik kadro tasfiye edilirken, aslında bilim tasfiye edilmiştir. Bunun sonucu olarak üniversitelerde bilimsel düzey hızla düşmüş, bu da doğal olarak mezunların, o arada mühendis ve mimarların, eğitim düzeylerinde bir gerilemeye yol açmıştır. Gelişigüzel açılan özel ve kamu üniversitelerinin niteliksizliği de bu bozulmayı hızlandırmıştır. Yine de üniversite eğitiminin düzeyinin düşüklüğü, üniversite dışı bir eğitim süreci tariflenmesinin gerekçesini oluşturamaz.
Öte yandan, 17 Ağustos depremi dışında, mühendislik düzeyi ile ilgili kategorik olarak ölçülebilmiş bir veri de yoktur. 17 Ağustos’a ilişkin veriler de yetkili mühendis uygulamasını destekleyecek nitelikte değildir.
Bozulma kendi içinde onarılmak zorundadır. Örneğin kamu işletmelerinin doğrudan devlet eliyle bozulması, özelleştirme uygulamalarını haklı çıkartamaz. Doğru olan, kasıtlı bozulma gerekçe gösterilerek ve kaçınılmaz olduğu düşünülerek özelleştirme uygulamalarının peşine takılmak değildir.
Aynı durum üniversiteler için de geçerlidir. Üniversitelerin eğitim düzeyindeki düşme, üniversite dışı ve neye hizmet edeceği yukarıda uzun uzun anlatılan bir belgelendirme sistemi olan yetkin ya da yetkili mühendisliğin gerekçesi olarak gösterilemez.
Doğru olan üniversite eğitiminin ihtiyaçlar temel alınarak yeniden düzenlenmesidir. Mezunlar meslek uygulamasının ilk yıllarında bir pratik bilgi eksikliği sorunu yaşıyorlarsa, pratik bilgi edinme süreci de üniversite eğitiminin bir parçası olarak ele alınmalıdır.
Öte yandan, TMMOB açısından asıl olan, üyesinin bilgi düzeyini ölçmek değil, bilginin belirlenmiş standartlara göre kullanılıp kullanılmadığını denetlemektir. Böyle bir denetim süreci gereğince gerçekleşebilse, toplum yararı gözetilmiş olur. Bu durumda yetersiz bilgi sahibi olan mühendis, yeterliliğini sağlayıncaya kadar TMMOB denetimine takılır. Öte yandan yetkili olsa da, bilgisini manipüle etmek isteyen kişi de, sahip olduğu belgeye dayanarak denetimden elini kolunu sallayarak geçemez.
Ancak bu sayede ahlaki sorunların önüne geçilebilir.
Şu kararı vermek gerekmektedir.
Bazı pratik sorunlara dayanıyor olsa da; Tekel bürokrasisinin kurumlarının yaratılmasına yardımcı olmak mı, yoksa halktan ve emekten yana tercihlerle ülkemizin çıkarlarını savunmak mı?
Etiketler:
AB,
artı,
Avrupa mühendisliği,
belgelendirme,
GATS,
ivme,
ivme dergisi,
meslek içi eğitim,
mimarlık,
mühendislik,
TMMOB,
yetkili,
yetkin,
yetkin mühendislik
İvme Dergisi Sayı 1: Yetkin Mühendislik
İçindekiler...
Yola Çıkarken (4)
Yetkin ya da Yetkili Mühendislik-1 (6)
Yetkin ya da Yetkili Mühendislik-2 (6)
Avrupa Mühendisliği (13)
Mühendislik Mimarlık Eğitimi İçin YÖK Neler Yapıyor (15)
Hukuki Bakış (18)
Yetkili Mühendis, Mimar ve Şehir Plancılarının Belirlenmesi ve Belgelendirilmesine İlişkin Kanun (21)
Dünyada Mühendislik-1 (22)
Yunanistan'da Durum Nasıl? (28)
Kronoloji (35)
Söyleşi (36)
Mühendislik Eğitimi (38)
MMO İstanbul Şubesi Öğrenci Komisyonuna Ne Oldu? (41)
SORULAR/CEVAPLAR (42)
Tarihten; Bilim ve Teknoloji (45)
Film: Guantanamo Yolu (49)
Etiketler:
AB,
artı,
Avrupa mühendisliği,
belgelendirme,
dergisi,
GATS,
ivme,
ivme dergisi,
mimarlık,
mühendislik,
planlama,
TMMOB,
yetkili,
yetkin mühendislik
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)