27 Eylül 2008 Cumartesi

Yetkin yada Yetkili Mühendislik 1

Bilgiye Sahip Olma Yaşamsaldır
İnsanlık, tarihsel gelişimini, yaşam deneylerinden çıkmış bilginin bir nesilden diğer bir nesile aktarılabilmesine borçludur. Böylece her yeni doğan insan, kendi yaşamını sürdürmek için sahip olması gereken bilgiyi kendi başına ve içgüdüleriyle deneye yanıla öğrenmek yerine, tüm insanlık tarihi boyunca oluşturulan eğitim sistemi yardımıyla edinebilmektedir. Bu sayede her yeni nesil, daha önce üretilmiş olan bilgiyi kullanarak ve onu yeni baştan üreterek insanlığın uygarlık düzeyini daha ileri taşıyabilmektedir. Bugünkü modern insanın atası olarak bilinen Afrika kökenli Cro-Magnon insanından daha önce yeryüzünde ortaya çıkmış olan Avrupa kökenli neandhertal insanının dünya üzerinde varlığını sürdürememesinin temel nedenlerini açıklamak için antropologların ileri sürdükleri hipotezlerden biri ve en önemlisi, bilgi aktarma sistemiyle ilgilidir. Bu hipotez, neandhertal insanının, barınma, avlanma, korunma gibi temel yaşamsal bilgileri bir sonraki nesle aktarabilecek düzeyde bir dile ve dolayısıyla bilgi aktarma sistemine sahip olmamasına dayanmaktadır. Cro-Magnon’ların ise, aynı temel yaşamsal konularda sahip oldukları kültür onları dünya tarihinde ön plana çıkartmıştır.
Bilgi üretimi, insanlık tarihinin ilk evrelerinde tümüyle deneysel yöntemlere dayanırken ve öğrenme tümüyle somuttan yola çıkarak soyut bilgiye ulaşma biçiminde gerçekleşirken, modern toplumlarda bilginin kendisi bir olgu haline gelmiştir. Günümüzde öncelik, soyut bilginin öğrenilmesine geçmiştir. Soyut bilginin öğrenilmesi ve daha sonra bunun somuta uygulanması öğrenme sürecinin temelini oluşturmaktadır. Basit bir örnek verirsek temelini somut bilginin oluşturduğu ve ana temel bilim olan matematiğin ulaştığı düzey, bu bilimi öncelikle soyut olarak öğrenme boyutuna getirmiştir. Matematik ancak öğrenildikten sonra somuta uygulanabilmektedir. Bu bilim sayesinde oluşturduğu matematik modelle Tales, MÖ 585’te yani günümüzden tam 2591 yıl önce güneş tutulmasının gününü hesaplayabilmiştir.
Bu söylenenleri daha kavramsallaştırmak gerekmektedir. Daha önce uzayda somut, fiziksel, elle tutulur bir deney yapmadan uzay koşullarının hesaplanabilmesi, oluşturulan soyut (teorik) modellerle hazırlanan roketlerle daha sonra uzaya gidilebilmesi, ayın fiziksel koşullarının matematik olarak hesaplanması ve daha sonra aya inilmesi, bilginin soyuttan somuta kullanılmasının örneklerini oluşturmaktadır.
Çağımızda bilginin kendisi ve bunun bir nesilden diğer bir nesle aktarılması temel ve belirleyici bir süreçtir.

İhtiyaçlar Meslekleri Belirler
İnsanlığın ilk tarihsel iş bölümü olan çiftçilik ve avcılık aşamaları, toplumda ilk mesleklerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Avlanma ve tarım araçlarının yapımı ile elde edilen ürünlerin saklanması ihtiyaçları bu meslekleri ortaya çıkartan süreçlerdir. Bu ilk üretim bilgilerinin sonraki nesillere aktarılabilmesi sayesinde de toplumsal gelişme şekillenmiştir.
Bilgi ve deneyimlerin aktarılmasına yönelik olarak, insanlık tarihi boyunca sürekli gelişen ve/veya değişen yöntemler kullanılmıştır. Bu yöntemler, bugünkü eğitim ve öğretimin temelini oluşturur.
Dünyada toplumsal sistem, kapitalist aşamaya geçerken bilgi aktarımı yöntemlerini de geliştirmiştir. Ticaretin gelişmesi feodaliteyi tasfiye ederken, bu süreç ticari etkinliklerin organize edilebileceği kentleri ortaya çıkartmıştır. Kentlerin ortaya çıkması ile yapı ihtiyacı farklılaşmış ve bugünkü kent yerleşiminin temelini oluşturan farklı yapılanmalar zorunlu olarak ortaya çıkmıştır. Kentlerde yapılara olan gereksinim, yapı ustalığı mesleğini belirleyici konuma getirmiştir. Bu süreçte taş ustaları loncalarda örgütlenmiş ve mesleklerinin sağlıklı gelişimi ve mesleki çıkarlarının korunması için bir dizi kural oluşturmuşlardır. Anadolu’da da benzer süreç ahilik kültüründe görülmektedir.
Bu tür örgütlenmelerde, mesleğin niteliğinin korunması, meslek icrasının kontrol dışına çıkmaması ve meslek erbabının çıkarlarının korunması için bir “ustalık-çıraklık” ilişkisi geliştirilmiştir. Böylece bir meslek erbabının ustalık niteliğini kazanabilmesi için, öngörülmüş bir süre boyunca, bir ustanın yanında çıraklık yapması zorunlu kılınmıştır.

Doğaya ve Temel Bilimlere Dayanan Meslek: Mühendislik
Ticaretin gelişmesinin ardından bilim ve teknikte yaşanan büyük gelişmelere koşut olarak, sanayi üretimi gelişmeye başlayınca, bilginin yeniden üretilebilmesi ve aktarılabilmesi için daha farklı ve gelişkin yöntemlere ve organizasyonlara gereksinim duyulmuştur. Modern üniversiteler bu süreçte ortaya çıkmıştır.
Özel olarak mühendisliği ele alacak olursak… Mühendislik ABD’de ASME tarafından “doğada var olan potansiyelin, temel ve uygulamalı bilimlerin kullanılmasıyla faydalı hale getirilmesi” olarak tanımlanmaktadır. MMO İst. Şb. üyelerinden Hayati Soykan ise bu tanımı daha güzel duruma getirerek, “mühendis, doğadaki güçleri, temel ve uygulamalı bilimleri kullanarak insanlığın hizmetine ve kullanımına sunan kişidir” demektedir.
Demek ki mühendis denilen kişi, mühendis olabilmek için matematik, fizik gibi temel bilimleri, akışkanlar mekaniği, mukavemet, termodinamik gibi uygulamalı bilimleri öğrenecek ve bunun üzerine de teknik mesleki bilgileri öğrenerek lisans alacaktır. Bu bilgilerini toplum yararına kullanabilmek için ise beşeri bilimleri tahsil edecektir. Yani kısaca mühendis, mühendis olabilmek için bir akademik eğitim ve öğretim sürecinden geçecektir.
Günümüzde, özellikle can ve mal güvenliğinin söz konusu olduğu alanlarda, bir kişinin bir bilgiyi kullanarak bir uygulama yapabilmesi için bir lisansa sahip olması zorunlu kılınmıştır. Modern toplumların bir bilgi uygulayıcısını lisanslaması, taş ustalarının lonca geleneklerinden veya ahilik geleneğinden çok ileri ve çok daha sistemli bir sürece dayanmaktadır. Lisanslama yetkisi üniversitelerindir.

Üniversite Eğitimi Mühendislik Uygulamaları İçin Yeterli Midir?
Bu sorunun yanıtı ülkeden ülkeye, ya da daha doğru bir deyişle, mühendislik eğitiminin her ülkede farklı şekilde gelişmesine bağlı olarak değişmektedir. Örneğin Anglosakson kültüründe (İngiltere ve Kuzey Amerika’da) mühendislik eğitiminin devletten bağımsız gelişmesi ve mesleki sertifikasyonun derneklerce yapılması ve ilk mühendislik fakültesinin Cambridge’de 1875’de ve Oxford’da ise 1907’de açılmış olması, mühendislik bilgisinin teorik eğitimden çok, pratik eğitime dayanmasının bir sonucudur.
Buna karşın Almanya’da 19. yy sonunda mühendislik mesleğinin ulaştığı düzey, bu ülkenin sahip olduğu yüksek kaliteli mühendislik eğitiminin bir sonucudur.
Bu süreçlere bağlı olarak, örneğin ABD, Kanada ve İngiltere’de mühendislik eğitimi sonrası meslek içi belgelendirme önem kazanmıştır. Çünkü bu ülkelerde mühendislik eğitiminin geçmişinde teorik eğitim zaten tarihsel olarak zayıf ve buna karşılık iş başı eğitimi (ya da meslek içi eğitim) ön plandadır. Bu tarihsel sürece bağlı olarak da bu ülkelerde profesyonel mühendislik kavramı geliştirilmiştir.
Öte yandan yine tarihsel olarak kendi koşullarında daha teorik ve nitelikli bir mühendislik eğitimi sürecinden gelen Almanya’da, pratik bilgi gereksinimi de üniversite eğitiminin bir parçası olarak kurgulanmış ve buna bağlı olarak üniversite sonrası profesyonel mühendislik benzeri bir yetkilendirme mekanizması ihtiyacı oluşmamıştır.
Avrupa’da İtalya’da 1066 yılında Bologna Üniversitesi’nin kuruluşundan 779 yıl sonra 1845 yılında kurulan Dar-ül Fünun Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk üniversitesidir. Medrese uleması ve softaların baskısı altında birkaç kez kapatılan Dar-ül Fünun, Cumhuriyet’in ilanı sonrası 1924’te medreselerin kapatılmasının ardından 1933 yılında üniversite adını almıştır.
Ülkemizdeki mühendislik eğitimi 1980 yılına kadar Almanya modeli etkisinde kalmıştır. Mühendislik eğitiminin temelini ağır bir eğitim ve stajlar oluşturmuştur. Bunun sonucunda az sayıda fakat yüksek kalitede mühendis yetişmesi sağlanmıştır. 1950’lere kadar süren ve ülke altyapısının kurulduğu sürecin altında bu iyi eğitimli ve kaliteli ulusal mühendislik gücünün bulunduğu yadsınamaz. Burada yapmak istediğimiz Almanya modelinin övgüsü değil, kaliteli mühendislik eğitiminin önemine dikkat çekmektir. 1950–1980 yılları arası Kemalizm’in tasfiye süreci olarak tanımlanırsa, bu tasfiye sürecinin 1980 yılında tamamlanmış olduğu söylenebilir. 1980 darbesi sonrasında ise, üniversite sistemine ABD modeli egemen kılınmış, üniversiteler tek tipleştirmeye çalışılmış ve çok sayıda açılan ve fakat alt yapılarının yetersizliği nedeniyle eğitim düzeylerinde olması gereken kaliteye sahip olamayan devlet üniversiteleri ve o arada özel üniversiteler ülkemiz sathına yayılmıştır.
Bu süreç mühendislik eğitimini de içerdiğinden, 1990’lı yılların ikinci yarısından başlayarak ülkemizde mühendislik hizmetlerinin kalitesi tartışılmaya başlanmıştır. Bu kalite tartışmasına daha sonra dönmek üzere şimdi biraz profesyonel mühendislik kavramına bakalım.

Profesyonel Mühendislik
Daha önce de söylemiş olduğumuz gibi profesyonel mühendislik kavramı daha çok Anglosakson kültürüne sahip ülkelerde kullanılan bir kavramdır. Ülkeler arasında ve aynı ülke içinde, örneğin ABD ve Kanada’da eyaletten eyalete farklılık gösterse de, profesyonel mühendisliğin ana eksenini, mezuniyet sonrası sağlanacak bilgi birikiminin düzeyinin ölçülmesine bağlı bir belgelendirme sistemi oluşturmaktadır.
ABD’de uygulanan sistemde, mühendislik fakültesi mezunu olan adayın önce;
- dört yıl boyunca bir profesyonel mühendisin emrinde çalışması,
- dört ayrı profesyonel mühendisten tavsiye mektubu alması,
- bu belgelerle profesyonel mühendislik kurumlarına başvurması
gerekmektedir. Bu kurumların açtığı sınavlarda, adaya çoktan seçmeli olarak genel mühendislik bilgisi ve branş mühendislik bilgisi ile ilgili sorular sorulmakta, ayrıca etik ve yasalarla ilgili soruların bulunduğu bir soru formu da aday tarafından cevaplanmaktadır.
Bu sınavı geçenlere üç yıllığına “profesyonel mühendis” unvanı ve bir “profesyonel mühendis mührü” verilmekte, bu mühür ve unvan mühendise mesleki yaşamında ayrıcalık sağlamaktadır. Daha sonrası için ise, bu kişinin her yıl en az bir master seviyesinde ders veya 20 saat seminer izlediğini ya da meslek içi eğitime katıldığını belgelemesi gerekmektedir.
Bu sürecin, Anglosakson kültüründe mühendislik eğitiminin tarihsel gelişimi ile örtüştüğü gözünüzden kaçmamıştır. Özetle, üniversite eğitiminin geri planda tutulması ve ustalık-çıraklık eğitiminin ön plana çıkartılması, bu süreci tariflemektedir.

Ülkemizde Profesyonel ya da Yetkin Mühendislik
Ülkemizde 1950’lerde başlayan bir ABD’ye benzeme modası hızı artarak sürmektedir. Önceleri daha çok, kültürel birikimi az ve “sonradan görme” çevrelerin hastalığı olan bu eğilim giderek toplumun her kesimini sarmıştır. Bu durumu bir başka şekilde, “kültürsüzleşme politikası” adını vererek de anlatabiliriz. ABD açısından, hegemonya altına almış olduğu ülkelerde kendi kültürünü yaymaya çalışması, kendi emperyalist politikası açısından bir zorunluluktur ve yüz yıllardır bilinen bir yöntemdir. Ama hegemonya altındaki ülkelerin aydınlarının buna direnmeleri ve kendi kültürlerini savunmaları gerekmektedir.
Ülkemizde profesyonel mühendislik kavramı, uzunca bir süredir Türk Müşavir Mühendisler Derneği tarafından savunulagelmiştir. Aynı konu Türk Tesisat Mühendisleri Derneği (TTMD) gündeminde de tartışılmıştır. 1996 yılından başlayarak konu İnşaat Mühendisleri Odası’nda (İMO) tartışılmaya başlanmış, aynı yıllardan başlayarak TTMD etkisi ile Makina Mühendisleri Odası (MMO) gündemine de “uzman mühendislik” adıyla girmiştir.
Bu konuda 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi bir dönüm noktası oluşturmuştur. Kayıtlara geçmese de 50 binden fazla cana mal olan, Marmara Bölgesi’nde binlerce konutun yıkılmasıyla sonuçlanan deprem sonrasında yetkin mühendislik tartışmaları kızışmış ve ülkemizde bir yetkin ya da uzman mühendislik uygulamasının olmaması başta İMO ve MMO olmak üzere, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından yıkımların gerekçesi olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Bu kurumlar bu konuda başarılı da olmuştur.
Devlet mekanizması TMMOB’nin her türlü girişiminin karşısında dururken, uzman mühendislik ve mimarlık konusunda tam tersi bir tutum takınmış ve bu girişimleri desteklemiştir. Hatta bu konuda daha da ileri gidilmiş, 595 ve 601 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile dönemin Ecevit-Bahçeli-Yılmaz hükümeti uzman mühendislik konusunda odalara yetki devri yapmıştır. Çünkü TMMOB’nin o sırada henüz haberdar olup olmadığı bilinmeyen bir başka süreçte, 1995 yılında düğmeye basılmıştır.
Bu süreçlerden birincisi GATS’ın (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) 1 Ocak 1995’te kabul edilmesi ve 25 Şubat 1995’te GATS kapsamındaki ülke muafiyet listelerinin TBMM’de onaylanarak anlaşmanın Resmi Gazete’de yayınlanmasıdır. Bu süreç 2005 yılında hizmet sektörünün, bu arada mühendislik hizmet alanlarının dünya çapında serbest rekabete açılacağı anlamına gelmektedir.
İkincisi ise, Avrupa Birliği (AB) ile Gümrük Birliği’ne (GB) girilmesidir. GB tek başına mühendislik hizmet alanlarını doğrudan etkilemese de, daha sonraki yıllarda gündeme gelecek olan AB’ye giriş sürecinde mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı kapsamında, “mesleki yeterliliklerin karşılıklı tanınması” başlığı altında ve AB müktesebatına uyum çerçevesinde mühendislerin diplomalarının sorgulanmaya başlanacağı anlamına gelmektedir.
İMO ve MMO, 595 ve 601 Sayılı KHK’yi bir fırsat olarak değerlendirip hızla uygulamaya girişirken, bazı odalar da uygulamayı zorunlu olarak başlatmışlardır. Fakat daha sonra 595 ve dolayısıyla 601 Sayılı KHK Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir. Bu konuda Mimarlar Odası (MO) bir gazete ilanı ile bu KHK kapsamında zorunlu olarak verilmiş olan belgelerin geçersiz olduğunu ve bu belgelerin bir ayrıcalık sağlayacak şekilde kullanılamayacağını üyelerine duyurmuştur. MMO ise uygulamayı yürütmeyi sürdürmüştür ve halen uzman mühendislik belgesi vermektedir. İMO ise daha ileri giderek, sonradan idare mahkemesi tarafından iptal edilecek olan Yetkin Mühendislik Yönetmeliği’ni 2004 yılında uygulamaya koymuştur.

TMMOB Yetkin ya da Uzman Mühendislik Uygulamaları
2004 yılında İMO Genel Kurulu’nda kabul edilen Yetkin İnşaat Mühendisliği Uygulama Yönetmeliği ABD uygulamalarını esas almaktadır.
Yazının daha önceki bölümlerinde değinildiği gibi, ABD uygulamaları Anglosakson kültürünün bir ürünüdür. Temelini ise, üniversite eğitiminin yüzeysel oluşu ve mühendislik bilgisinin üniversite eğitimi sonrası “piyasada” kazanıldığı varsayımı oluşturmaktadır. Buna benzer bir tartışma ve çatışma ülkemizde Osmanlı döneminden beri yaşanmaktadır. “Mektepli-alaylı” tartışması olarak günümüze gelen bu tartışmanın boyutları yeniçeriliğin kaldırıldığı II. Mahmud dönemine ve daha sonrası Dar-ül Fünun-medrese çatışmasına kadar uzanmaktadır. Günümüzde “mektepliler”in de bir süre sonra piyasada kazandıkları deneyimi ön plana çıkartarak “alaylı” gibi davrandıkları ve genç “mekteplileri” bir şey bilmez yerine koydukları gözlenmektedir. Bunun özünde ise bilimsel bilginin yadsınması ve deneysel bilginin ön planda tutulması bulunmaktadır. ABD pragmatizminde de benzer bir boyutu bulmak olanaklıdır.
MMO Uzman Mühendislik Yönetmeliği kapsamında yürütülen uygulamalar ise daha ilginçtir. MMO “bağımsız ve tarafsız bir belgelendirme faaliyetinin yürütülmesi için TS EN ISO/IEC 17024 standardı kapsamında Mühendislik Hizmetleri Yeterlilik Belgelendirme faaliyetlerini yürütecek bir Personel Belgelendirme Kuruluşu (PBK)” kurmuştur. MMO 11 kapsamda mühendislik yeterlilik belgesi vermektedir.
Bu belgenin verilmesine yönelik olarak da, belge sahibi olmak isteyen mühendisin devam etmesinin zorunlu olduğu bir eğitim verilmektedir. Bu eğitimler ilk bakışta bir mühendisin akademik eğitim sürecinde almadığı bilgilerin verildiği eğitimler gibi algılansa da, MMO eğitim süreleri ile akademik öğretim süreleri karşılaştırıldığında sonuç hakkında yeterli fikir sahibi olunabilmektedir. Örneğin akademik eğitimde en az bir yarıyıl anlatılan ısıtma tesisatı, MMO’da iki üç günde ve 12-18 saatlik bir eğitim sonucunda uzman mühendis sertifikası verilerek tamamlanmaktadır. Yani akademik ortamda bir yarıyıl anlatılan ders uzmanlaşmaya yetmemekte, fakat MMO’da 18 saatlik bir eğitim sonucunda uzman olunabilmektedir(!). MMO’nun bu uygulaması, Moliere’in “Hastalık Hastası” adlı piyesinin son bölümünde, oyun kahramanı Argan’ın “bir cüppe giyme süresi boyunca” hekim yapılabileceği ironisini çağrıştırmaktadır.
Öte yandan, üniversitede bu dersleri verenlerle, MMO’da eğitim verenler aynı öğretim üyeleridir. MMO’da fazla olarak akademik formasyonu bulunmayan mühendisler de bu eğitimi verebilmektedir. 18 saatlik kursun bir bölümünü ise, MMO yönetmeliklerinin ezberletilmesi oluşturmaktadır. MMO’nun uzmanlaşmadan anladığı budur.
Burada, kursları düzenleyenlerin olduğu kadar, dersleri veren akademisyenlerin konumu da ahlaki bir sorun oluşturmaktadır. Çünkü bu kurslarda lisans öğretiminden farklı konuları anlatıyorlarsa, niçin bu bilgiyi lisans öğretiminde aktarmadıkları… Yok, eğer aynı bilgiyi aktarıyorlarsa, o zaman da zaten bu bilgiye sahip mühendise aynı bilgiyi bir de para karşılığı aktarmaları, hem bu akademisyenler ve hem de bu sistematiği oda yönetmeliği haline getirenler için ahlaki açıdan irdelenmelidir.

Hiç yorum yok: