Meslek İçi Eğitim
Yetkin ya da yetkilendirmiş mühendisliği ele almadan önce meslek içi eğitim konusuna değinmekte yarar vardır. Bu başlık, bu konu halen bu isimle ifade edildiği için böyle kullanılmıştır. Oysa eğitim ve öğretim farklı kavramlardır. Eğitim, zaten bilinen bir konunun davranış haline getirilmesi için yapılan bir uygulamadır. Öğretim ise, daha önceden bilinmeyen bir konunun aktarılması işidir. Öğretim, aktarılan konunun kavranıp kavranmadığının da denetlenmesini içerir. Şu sırada odalarda yürütülen ve meslek içi eğitim adı verilen çalışmalar aslında ne eğitim ne de öğretimdir.
Günümüzde bir mühendisin mezuniyetinden ölümüne kadar geçen süre içinde dünyada ve o arada bilim ve teknoloji alanlarında birçok gelişme ve değişme olmaktadır. Buna bağlı olarak, bilginin uygulanmasına yönelik varolan standartlar değişmektedir. Bu değişimlerden haberdar olsa da, olmasa da, mühendisin uygulamaları bu değişen bilgi ve standartlara göre denetlenmek zorundadır.
Odaların bu değişimleri üyelerine aktarma zorunluluğu vardır. Bunun için yapılması gereken, meslek içi eğitim programları düzenlemektir. Bu programları izlemek zorunlu olmamalı, ancak katılanların bu programlardan aldığı bilgi düzeyi standart bir yöntemle ölçülmelidir. Bu programlara katılmak zorunlu olmamalıdır dedik, çünkü mühendislik lisansına sahip olmuş bir kişi, bilgiyi hangi kaynaktan sağlayacağına kendisi karar vermelidir. Fakat söz konusu bu bilgi, mühendislik uygulamalarında bilinmesi zorunlu bir bilgi ise, uygulamanın denetimi sırasında bu bilginin kullanılıp kullanılmadığı denetlenmelidir. Bilgi oda tarafından bir kurs aracılığı ile aktarıldığında, oda aktardığı bilgi düzeyini bir sınavla ölçmelidir.
Bilginin kullanılma ve uygulanma biçimini denetlemek öze ilişkin bir uygulamadır ve sonuca hizmet eder, ama oldukça da zordur. Bu yapılamadığında veya yapılmak istenmediğinde, bunun yerini alabileceği düşünülen kişinin denetlenmesi veya belgelendirilmesi uygulaması ise şekilsel bir uygulamadır. Bu uygulamanın ise sonuca doğrudan etkisi yoktur. Bilgiye sahip olmak başka şey, sahip olunan bilgiyi kullanmak başka şeydir. Yetkili mühendis olarak belgelendirilmiş bir kişinin herhangi bir nedenle bu bilgiyi kullanmak istemeyeceği durumlar gerçekleşebilir.
Yetkin Mühendislik Daha İleri Bir Mühendislik Eğitimi Düzeyi mi Tarif Ediyor?
Yukarıda anlatılanlar bize, yetkin mühendisliğin temelde bir ustalık-çıraklık ilişkisine dayandığını, odalar tarafından yürütülmekte olan çalışmaların da akademik olarak bir mühendislik eğitimi tariflemediğini ortaya koymaktadır. Öte yandan mühendis yetkin veya yetkili olsa da, bilginin uygulanması sırasında denetleme mekanizması yoksa, sonuç açısından değişen bir şey olmayacağı da açıktır. Bu tabloda, yetkin veya yetkili mühendislik kavramının, bugün mevcut olan mühendislik eğitiminden daha ileri ve modern bir süreç tanımlamadığı görülmektedir. O zaman bu süreci geliştiren sermaye ilişkilerine bakmak zorunludur.
2005 yılında yürürlüğe giren GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması), hizmetlerin, o arada mühendislik hizmetlerinin de uluslararası alanda ve ulusal engeller ortadan kaldırılarak serbest rekabete açılmasını emrediyor. AB sürecinde de mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı benzer bir süreci zorunlu kılıyor. Aslında GATS, hizmet sermayesinin serbest dolaşımını güvence altına almaktadır ve bu süreçte bu serbestinin önündeki yerel engellerin, örneğin ulusal mühendislik gücünün, devre dışı bırakılması gerekmektedir.
Bu süreçte gelişmiş ülkeler kendi piyasalarını korumak için, kendi mühendislik düzeylerine göre oluşturdukları standartları ön koşul olarak ortaya koymaktadırlar. Bu standartları belirleyenlerin ise, artık dünyayı doğrudan yönetmeye başlamış olan sermayenin yarattığı tekel bürokrasisi olduğunu söylemeye gerek bile yok.
GATS Nedir ve Yansımaları Neler Olacaktır?
İsmi ingilizce “General Agreement on Trade of Services” sözcüklerinin baş harflerinden oluşan GATS, Hizmet Ticareti Genel Anlaşması anlamına gelmektedir. Türkiye’nin de kurucu üye olarak imza atmış olduğu GATS, 1 Ocak 1995 tarihinde kabul edilmiş ve resmi gazetede yayınlanmıştır. Küreselleşme politikalarının araçlarından biri olan GATS, uluslararası hizmet ticaretine ilişkin temel kavram, kural ve ilkeleri ortaya koyan ilk çok taraflı anlaşmadır.
GATS kapsamında ülke taahhüt ve muafiyet listeleri 1995 yılında TBMM’de onaylanmış ve aynı yıl Türkiye, Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) resmi üyesi durumuna gelmiş ve dolayısıyla GATS bir iç hukuk düzenlemesi niteliği almıştır.
Anlaşmaya göre, GATS 2005 yılından itibaren yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. GATS kapsamındaki hizmet sektörleri, mühendislik hizmet alanlarını da kapsamaktadır. Birçok ülke bu konuda, kendi pazarını korumak için değişik kısıtlamalar getirirken, Türkiye hiçbir alanda kısıtlama getirmeden, GATS kapsamındaki toplam 155 hizmet sektöründen 72’sine izin vererek %46’lık oranla, ulusal hizmet sektörlerini en fazla serbest rekabete açan ülke konumuna gelmiştir. Mühendislik ve mimarlık alanları da uluslararası rekabete açılan hizmet alanlarıdır.
GATS kurallarına göre, yerli mühendislere sağlanan her türlü hak ve avantaj yabancılara da sağlanacaktır. Buna ek olarak ülkede özel kısıtlayıcı kural ya da standartlar oluşturulamayacaktır. Yabancıların mesleki yeterlilikleri bu kapsamda tanınmak zorundadır ve GATS’ın kabulü aşamasında bir sınırlama getirilmemişse, sonradan hiçbir sınırlama getirilemeyecektir.
GATS’ın kendisi başlı başına sorgulanması gereken bir konudur. Fakat kapıların sömürüye ardına kadar açıldığı bu süreçte, ulusal mühendislik gücünün korunması ve yabancıların ellerini kollarını sallayarak ülkemizin pazarına girişlerinin engellenmesi gerekirken, TMMOB’nin, yetkili mühendislik yasa tasarılarıyla yabancılar karşısında ulusal mühendislik gücümüzün elini kolunu bağlamaya çalışması ne anlama gelmektedir?
AB direktifleri (89/48/EEC) doğrultusunda, AB ülkeleri ile mesleki yeterliliklerin karşılıklı tanınması amacıyla atılacak adımlar, GATS kuralları gereği tüm DTÖ üyesi ülkeler için geçerli olacaktır.
TMMOB’nin siyasal iktidar adına hazırlamış olduğu Yetkin Teknik Eleman Kanunu Tasarısı Taslağı, ulusal mühendislik gücümüzün aleyhine ve yabancıların lehine olan bir süreç başlatacaktır.
Bu süreçle ilgili olarak Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından hazırlanmış olan raporda;
“Mevcut koşullar dahilinde mühendislik mimarlık hizmetleri alanında AB ile olası bir serbestleşme halinde, M-M’lerin karşılaşacakları rekabet edebilme sorunu dikkate alındığında, sektörün büyük oranda dışarıdan gelecek olan hizmetlere ve hizmet sunucularına yardımcı hizmet sunmak konumuna itilebileceği ve mevcut istihdam sorununun giderek artacağı düşünülmektedir”
denilmektedir. TMMOB’nin uygulamaları sonucunda ayrıcalıklı, yeni bir mühendis mimar profili yaratılacak ve bu ayrıcalığa sahip olamayanlar mühendis niteliğini yitirerek yardımcı eleman konumuna düşecektir. Öyleyse, devlet kurumlarının taşıdığı kaygıyı bile taşımayan TMMOB’ye şu soruyu sormak gerekmektedir:
TMMOB kimin hizmetine girmektedir?
TMMOB Mühendislik Mimarlık Kurultayında Yetkin Mühendislik
22–24 Mayıs 1998 tarihlerinde gerçekleştirilen TMMOB 35. Genel Kurulu’nda Mühendislik Mimarlık Kurultayı” yapılması ile ilgili alınan kararın gereği olarak iki yıl süren hazırlık çalışmaları sonucunda, 28–29 Nisan 2000’de “I. Mühendislik Mimarlık Kurultayı” 345 delegesi ile Ankara’da toplanmıştı. I. Mühendislik Mimarlık Kurultayı açılışında verilen önerge ”Karar taslaklarının yeterince görüşülmediği, bu nedenle de kurultayın karar almaması gerektiği” kabul edilerek karar taslaklarında yer alan konuların tartışılması ile sonuçlanmış ve bu konudaki kararlar bir sonraki kurultaya bırakılmıştı.
TMMOB 37. Olağan Genel Kurul Kararları çerçevesinde II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı 5–6 Nisan 2003 Tarihinde 645 delege ile birlikte Ankara’da gerçekleştirildi.
II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı’nda;
1- Mesleki Yeterlilik – Mesleki Yetkinlik,
2- Mesleki Denetim,
3- Örgüt birimlerinin hizmet üretimi,
4-Mesleki davranış ilkeleri,
5-Örgüt misyonu,
konuları görüşülmüş ve birinci madde kapsamına giren 18 karar alınmıştır. Bu kararlardan altıncısı oldukça önemlidir ve tam metni şöyledir:
“TMMOB ve Odaları: gerek Dünya Ticaret Örgütü gerekse Avrupa Birliği (Gümrük Birliği) kanallarından gelen teknik ve mesleki mevzuat uyarınca mühendislik / mimarlık meslek alanlarının düzenlenmesine dönük uyumlaştırma (emperyalist / kapitalist ilişkilere tümüyle bağlanmak anlamında) çalışmalarına karşı durur. Bu yönde izlenen politika ve uygulamalar ile mücadele eder.”
Bu altı numaralı karar ortadayken, Mehmet Soğancı (TMMOB başkanı), E.Serdar Karaduman, Hüseyin Yeşil (TMMOB yönetim kurulu adayı), Celal Beşiktepe, Hakkı Atıl, Emin Koramaz (MMO başkanı), İlker Ertem’den oluşan II. Mühendislik Mimarlık Kurultayı Çalışma Grubu 28.02.2004 tarihinde, Kurultayın 3 nolu kararına dayanarak “TMMOB Yetkin Mühendislik, Meslek İçi Eğitim ve Belgelendirme Çerçeve Yönetmeliği Taslağı”nı TMMOB Genel Kurulu’na sunulmak üzere TMMOB Yürütme Kurulu’na iletmiştir.
Bunu izleyen süreçte Mayıs 2004’de toplanan 38. TMMOB Olağan Genel Kurulu’nda “TMMOB Meslek İçi Eğitim ve Belgelendirme Yönetmeliği” oy çokluğu ile kabul edilmiştir. Bu yönetmelik genel hükümleri içermekle birlikte, hazırlanış amacı, başta İMO ve MMO tarafından yürütülen çalışmaların yasal zeminini oluşturmak ve odaların yürürlüğe koymuş oldukları daha ayrıntılı yönetmelikler için genel bir çerçeve sağlamaktır.
Yetkin veya Yetkili Mühendislik Yasa ve Yönetmelik Hazırlıkları
Ülkemizde birçok kurum yetkin/yetkili mühendislik konusunda yasa ve yönetmelik taslakları hazırlıklarını sürdürmektedir. Bu yasa ve yönetmelik taslaklarının temelini ise “AB COM (2002) 119” AB direktifi oluşturmaktadır. Bu çalışmaları AB Sekreterliği yürütmekte ve TMMOB de bu çalışmalara katılmaktadır. TMMOB, “Mesleki Yeterliliklerin Düzenlenmesi ve Tanınması Hakkında Kanun Tasarısı Taslağı” çalışmasında yer almaktadır.
Buna bağlı olarak, Bayındırlık ve İskan Bakanlığı tarafından TMMOB'den istenen "Yetkin Teknik Eleman Kanunu Tasarısı Taslağı", TMMOB Yönetim Kurulu’nca hazırlanarak 28 Şubat 2005 tarihinde ilgili bakanlığa gönderilmiştir.
Bu taslağın birinci maddesi yasanın amacını tanımlamaktadır. Amaç maddesi şöyledir:
“Bu kanunun amacı, mühendis, mimar ve şehir plancılarının ülke ve toplum yararları doğrultusunda meslek alanları ile ilgili uygulama ve denetimin yapılabilmesi için; uzmanlık alanı ve yetkili üyeliğin tanımlanması, yetkili üyelerin mesleki ve bilimsel çalışmaları, yaptıkları işler ile tamamlayıcı eğitimlerine dayanan uzmanlıklarının Meslek Odalarınca belirlenmesi, belgelendirilmesi ve gerektiğinde yetkili üyelerin kamuoyuna önerilmesinin sağlanmasıdır.”
Taslakta uzmanlık konularının belirlenmesi ve belgelendirmenin ne şekilde yapılacağı TMMOB bünyesindeki odalara bırakılmıştır. Ancak taslağın dördüncü maddesinde yer alan tanımlarda,
e) Uzmanlık: Belli bir iş için gerekli özel bilgi, deneyim veya beceriyi,
f) Uzmanlık alanı: Odanın, öğrenim programları, uygulama alanları, mesleki ve bilimsel gelişmeler, ülkenin teknolojik durumu, kamuoyunun ve üyelerinin istemlerini dikkate alarak ve gerektiğinde oluşturacağı mesleki ve bilimsel kurullara danışarak belirleyeceği mesleki uzmanlık konularını,
g) Yetkili üye: Uzmanlık gerektiren hizmetlerde çalışan ve ilgili oda tarafından belgelendirilen, meslek bilgisini ve deneyimini ülke ve toplum yararına sunan, çalışmalarını meslek etiği kurallarından ayrılmadan sürdüren mühendis, mimar veya şehir plancısı üyeyi,
h) Belge: Yetkili mühendis, mimar veya şehir plancısı belgesini ifade eder
denilmektedir. Tasarıda uzmanlık gerektirmeyen mühendislik hizmetleri olduğu gibi, uzmanlık gerektiren konularda üniversitelerce verilen diplomaların yetersiz kalacağı ve ilgili oda tarafından verilecek uzmanlığı simgeleyen yetkili mühendis belgesine gereksinim olduğu anlatılmaktadır. İlk bakışta gözden kaçsa da, aslında söylenmek istenenin ülkemizde hizmet veren veya yeni yetişecek mühendislerin en azından bir kısmının mühendislik hizmetleri süreci dışarısında tutulacağı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü mühendisliğin kendisi bir uzmanlık mesleğidir. Uzman olmayan mühendis ise aslında mühendis değil, teknisyendir. Teknisyen bilgi üretmez, proje yapamaz, yalnızca mühendislerin yani uzmanların hazırlayacağı projelerin kısmen yürütülmesini sağlar.
Yani yasada tanımlanmaya çalışan “yetkili üye” yeni tip bir mühendis veya mimar tanımıdır ki, hali hazırdaki ve özellikle yeni mezun olacak mühendislerin ve mimarların bir bölümü bu tanım kapsamına alınmayacaktır. Bu söylediğimize başta TMMOB yöneticileri olmak üzere, yetkin mühendislik savunucularından itiraz geleceği açıktır.
Fakat bu durumda hemen şu soruyu sormak gerekmektedir. Mevcut ve mezun olacak tüm mühendis ve mimarlara bu belge dağıtılacaksa, o zaman böyle bir kavram üretmeye gerek var mıdır?
Demek ki amaçlardan biri, piyasaya mühendis arzının daraltılmasıdır. Yasanın yukarıda aktarılan amaç maddesinde bu konuda yeterli ipucu bulunmaktadır. “(…) gerektiğinde yetkili üyelerin kamuoyuna önerilmesinin sağlanmasıdır” ifadesi, asıl amacın bir rant paylaşımı olduğunu ele vermektedir. Çünkü, “yetkili” mühendislerin önerileceği “kamuoyu”, mühendislik hizmetlerine gereksinim duyan alıcılardan başkası değildir.
Öte yandan, bu yeni tanımlamaların tüm disiplinler için mi, yoksa rant paylaşımının kızıştığı serbest mühendislik hizmetleri için mi geçerli olacağı taslakta belirtilmemiştir. TMMOB üyelerinin en fazla %20’sini oluşturan serbest mühendislik alanları TMMOB çalışmalarının tümünü işgal etmekte, geriye kalan %80’lik kesim TMMOB gündeminde yer almamaktadır.
Bir mühendis veya mimarın yetkili mühendis olabilmesi için öngörülen koşullar ise, profesyonel mühendislik veya Avrupa mühendisliği koşullarını içerecektir. Zaten taslağın aşağıya bir bölümü aktarılan gerekçesinde de bu açıkça ifade edilmiştir.
“(…) 3458 sayılı yasaya göre mühendis, mimar veya şehir plancısı diploması alan herkesin, uygulamada herhangi bir deneyime sahip olmaksızın, bir anlamda, sınırsız mesleki yetki ile donatılması, hizmetin niteliği ve güvenirliği bakımından zaman zaman sakıncalar yaratabilmektedir. Benzer sorunla karşılaşan birçok ülke, hizmetin verilmesi aşamasında oluşabilecek risklerin azaltılmasını sağlamak amacı ile çeşitli sistemleri uygulamaya sokmuşlardır. (…)”
Varsayım, üniversite eğitiminin mühendis olmak için yetmeyeceğidir. Bu varsayımdan doğan sonuç, mühendis olmak için mutlaka deneyimli bir mühendis yanında çalışılması ve bu çalışma süresi sonunda edinilen bilginin kanıtlanması gerektiğidir.
Peki, bu süreç gerçekten böyle mi işleyecektir? Dünyada belgelendirmenin kendisi başlı başına bir rant kaynağı durumuna gelmiştir. Ayrıca bir kurumun bir belgelendirme yapabilmesi için bir üst akreditasyon kuruluşu tarafından akredite edilmesi gerekmektedir. AB müktesebatı kapsamında bu üst kuruluşların adresi Brüksel’dir ve pek öyle kolay kolay da Türkiye gibi ülkelerin “belge vermeye meraklı kuruluşlarını” akredite etmemektedirler. Peki niçin? Bu sorunun cevabını daha önce belirttiğimiz gibi belgelendirmenin kendisinin rant kaynağı olmasında, dünyada gümrük duvarları kalkarken bunların yerine “belge duvarlarının” inşa edilmesinde ve tüm bu süreçlerin aslında bir pazar paylaşımı ya da kavgasına dayanıp dayanmadığı konusunda arayacağız.
Yetkili Mühendis Olmaya Kim Karar Verecek?
TMMOB yöneticilerine bakılırsa, bu süreç kaçınılmaz olarak işleyecektir. O zaman bu belgelendirmeyi başkası yapacağına üyelerinin haklarını koruyan bir örgüt olarak TMMOB yapsın denilmektedir. Bu belgelendirme sonucu ortada hakkı korunacak bir üye kitlesi kalacak mı kalmayacak mı ayrıca inceleyeceğiz. Yüz binlerce mühendis ve mimarın bulunduğu ülkemizde bu belgelendirme rantı 50 milyar Euro civarındadır. Ülkemizdeki mühendis mimarların %80’i yetkili olmak istemese o zaman da geriye kalan rant 10 milyar Euro olmaktadır. Bu durumda TMMOB neyin peşinde sorusunu bir kez daha sormak gerekmektedir. Fakat ondan önce bu belgeleri gerçekten TMMOB dağıtabilecek midir, ona bakalım.
TMMOB’nin yetkili mühendis belgesi dağıtmada yetkili olabilmesi için önce Brüksel’den akredite olması gerekmektedir. Halihazırda ulusal akreditasyon kuruluşu olan Türk-Ak dahi akredite edilmemiştir. Sanayi üretiminde CE işareti kullanımında da benzer bir süreç yaşanmakta ve ulusal bir akreditasyon kuruluşu olmadığından, özellikle onaylanmış kuruluş gözetiminde CE işaretinin kullanımının zorunlu olduğu mallarda, yurtdışı onaylı kuruluşlara milyarlarca Euro belge bedeli ödenmektedir.
İçinde yaşadığımız dünyada kimse, al bundan da sen nemalan diye TMMOB’ye bu belge gelirlerini bırakmayacağına göre, TMMOB’nin işlevi, muhtemelen kayıt ve kabulün yapıldığı bir “ön büro” olmaktan öteye geçemeyecektir.
AB’ye giriş sürecinde Yunanistan’da da benzer gelişmelerin yaşandığı bir sürecin ortaya çıktığı, hatta Yunanistan’da yetkin mühendis belgesi almak için zorunlu mesleki deneyim süresince çalışacak bir kurum için bırakın boğaz tokluğuna çalışılmayı, üste para verildiği ve bu işin de kendine göre bir piyasası oluştuğu bilinmektedir.
Benzer bir sürecin Türkiye’de daha da ağır koşullarda yaşanabileceğini tahmin etmek için kahin olmaya gerek yoktur ve bu durumda üçüncü kez “TMMOB neyin peşinde?” sorusunu sormak gerekmektedir.
Küreselleşme ve Sonuçları
Dünyamızda sosyalist blok çözülürken, soğuk savaşın stratejisi, soğuk savaş sonrası dönemin stratejisini de hazırlamışlardı. 1990’lı yılların başında ABD tarafından “New Order” adıyla sunulan politika “Yeni Dünya Düzeni”ni oluşturacaktı. Stratejisini dünyanın tek egemen devleti olma eksenine oturtmuş olan ABD, New Order’in politikası olan küreselleşmeyi dünyaya sundu. Küreselleşme, emperyalizmin belli bir konjonktürdeki biçimlenişine yine emperyalizmin verdiği bir addır.
Tarihçi Eric Hobsbawm, küreselleşmenin nasıl şekillendiğini şöyle anlatmaktadır: “Tarihte ilk kez, sadece ticaret değil, üretim ulusüstü biçimde düzenlenmekte... Pratikte, üretim artık ana şirketin bulunduğu devletin politik sınırları içinde organize edilmemektedir.” (Aktaran Haluk Gerger, Kan Tadı, s. 425)
Emperyalist tekel gittiği yere fabrikasını götürmekle kalmıyor, fabrikasını götürdüğü yere kendi ekonomik, siyasi kriterlerini, dayatmalarını da götürüyor.
Küreselleşmenin hedeflerinden biri, çok uluslu dev şirketlerin önündeki engellerden biri olan ulusal sınırların kaldırılmasıydı. Ulusal sınırlar kalkınca dünya, emperyalist tekeller için tek bir köy daha doğru deyişle ‘pazar’ haline getirilmiş olacaktır. GATS kapsamında öncelikli olarak bankacılık ve mali sistem ele alındı. Devletlerin yapıları tekel bürokrasine göre yeniden düzenlendi. Zaten GATT kapsamında ticaret serbestleştirilmiş ve gümrük tarifelerindeki “işlemleri” yavaşlatan tarifeler tekelci sermayeye göre yapılandırılmıştı. Gerek mal ve gerekse hizmet ticaretini denetleyecek tek mekanizma artık tarife dışı engel olarak da tanımlanan belgelendirme mekanizması olmuştu.
Duruma ülkemiz açısından bakarsak, AB ile girişilen macerada, ülkemizin pazarını koruyacak tarife dışı engelleri oluşturmak yerine AB standartları benimsenerek işe başlandı. Bunun sonucunda, yerli üretim yapan küçük ölçekli ve ulusal karakterli şirketlerin tasfiye süreci başlatılmış oldu. CE işareti ve benzeri standartların ulusal ölçekte de zorunlu duruma getirilmiş olmasının sonucu olarak sayıları 40 bin olan küçük ve orta büyüklükte işletmenin (KOBİ) %75’inin tasfiye olacağı ve 10 bine düşeceği hesaplanmaktadır.
Buna ek olarak yurtdışından ithal edilen ürünler için de geçerli olan CE işareti uygulaması sonucunda, ülkemizin seçenekleri daralmış ve pek çok mal kalemi daha ucuz seçeneklerin varlığına karşın zorunlu olarak AB ülkelerinden ithal edilmektedir.
Bu tablo, AB ülkelerine, ülkemizin bir pazar olarak sunulması anlamına gelmektedir. Çünkü alımı ve kullanımı çok pahalı olan bu belgelendirme sistemine pek çok yerli firma dahil olamamaktadır. Bunun sonucu AB ile sürdürülen GB tek yönlü çalışmaktadır. Türkiye firmaları, AB’ye mal satmak istediklerinde gümrük duvarına değil ama “belge duvarına” çarpmakta, buna ek olarak da iç piyasada yine aynı belgelendirme sistemi ile elleri bağlanmış olduğundan AB’den gelen mallarla rekabet edebilecek ucuz fiyat avantajını da yitirmiş olmaktadırlar. “Yerli” firmalar, ya “şirket evliliği” adı altında iyi bir “başlık parası” peşinde koşmakta, ya da daha sonra ülkemize mamul madde olarak girecek olan sanayi ürünlerinin, tüm mali riskleri taşıyan ucuz yan sanayisi olmak için uğraşmaktadırlar. Dolayısıyla dış ticaret açığı her geçen gün artmakta ve ülkemiz, bedeli yine emekçilere ödettirilecek olan yeni bir krize doğru gitmektedir.
GATS kapsamında da benzer bir süreç yaşanacaktır. AB müktesebatına uyum gereği olarak ve ülkemizin düzeyi düşmüş mühendisliğinin düzeyini yükseltme ve hatta mühendislere yeniden mühendislik öğretme ambalajı ile sunulan yetkin ya da yetkili mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı uygulaması, aslında ulusal teknik gücün yabancılar lehine tasfiyesi sürecinin başlangıcıdır. AB sürecinde atılan her adım, GATS kapsamında tüm DTÖ ülkeleri için de geçerli olacaktır.
Muhtemelen, KOBİ’ler için yapılmış olduğu gibi, ulusal teknik gücümüzün de hangi oranda tasfiye edileceği bile hesaplanmıştır. Ülkemiz mühendisleri yurtdışında hizmet vermek istediğinde, yabancı ülkelerin belgelendirme sistemi engeli ile karşılaşmaktadırlar.
Ülkemizde, ulusal mühendislik gücümüzü koruyacak ve yabancılara tarife dışı engel oluşturacak bir belgelendirme uygulaması yapmak yerine, yine yabancıların işini kolaylaştıran ve yerliye zorluk çıkartan bir belgelendirme sisteminin doğrudan TMMOB eliyle pazarlanması ise dikkat çekicidir. Küreselleşme politikalarının “iyi niyetle” de olsa aracı olunduğunda, tarihin değerlendirmesinde “iyi niyet” unsurunun dikkate alınmadığı ve her şeyin sonuçlarıyla değerlendirileceği akılda tutulmalıdır.
Bir yandan GATS’a karşı çıkarken, atılan adımlarla GATS’a paralellik oluşturan TMMOB, küreselleşme kapsamında “tarihsel misyonunu” kavramış görünürken, artık diplomalara “mühendis, mimar, şehir plancısı” yazılmayacağını açıklayan YÖK de sürecin tamamlayıcısı olarak plan kapsamında kendisinden beklenen rolü oynamış durumdadır.
Sonuç
1980 darbesi sonrasında ülkemiz üniversitelerinde pek çok akademik kadro tasfiye edilirken, aslında bilim tasfiye edilmiştir. Bunun sonucu olarak üniversitelerde bilimsel düzey hızla düşmüş, bu da doğal olarak mezunların, o arada mühendis ve mimarların, eğitim düzeylerinde bir gerilemeye yol açmıştır. Gelişigüzel açılan özel ve kamu üniversitelerinin niteliksizliği de bu bozulmayı hızlandırmıştır. Yine de üniversite eğitiminin düzeyinin düşüklüğü, üniversite dışı bir eğitim süreci tariflenmesinin gerekçesini oluşturamaz.
Öte yandan, 17 Ağustos depremi dışında, mühendislik düzeyi ile ilgili kategorik olarak ölçülebilmiş bir veri de yoktur. 17 Ağustos’a ilişkin veriler de yetkili mühendis uygulamasını destekleyecek nitelikte değildir.
Bozulma kendi içinde onarılmak zorundadır. Örneğin kamu işletmelerinin doğrudan devlet eliyle bozulması, özelleştirme uygulamalarını haklı çıkartamaz. Doğru olan, kasıtlı bozulma gerekçe gösterilerek ve kaçınılmaz olduğu düşünülerek özelleştirme uygulamalarının peşine takılmak değildir.
Aynı durum üniversiteler için de geçerlidir. Üniversitelerin eğitim düzeyindeki düşme, üniversite dışı ve neye hizmet edeceği yukarıda uzun uzun anlatılan bir belgelendirme sistemi olan yetkin ya da yetkili mühendisliğin gerekçesi olarak gösterilemez.
Doğru olan üniversite eğitiminin ihtiyaçlar temel alınarak yeniden düzenlenmesidir. Mezunlar meslek uygulamasının ilk yıllarında bir pratik bilgi eksikliği sorunu yaşıyorlarsa, pratik bilgi edinme süreci de üniversite eğitiminin bir parçası olarak ele alınmalıdır.
Öte yandan, TMMOB açısından asıl olan, üyesinin bilgi düzeyini ölçmek değil, bilginin belirlenmiş standartlara göre kullanılıp kullanılmadığını denetlemektir. Böyle bir denetim süreci gereğince gerçekleşebilse, toplum yararı gözetilmiş olur. Bu durumda yetersiz bilgi sahibi olan mühendis, yeterliliğini sağlayıncaya kadar TMMOB denetimine takılır. Öte yandan yetkili olsa da, bilgisini manipüle etmek isteyen kişi de, sahip olduğu belgeye dayanarak denetimden elini kolunu sallayarak geçemez.
Ancak bu sayede ahlaki sorunların önüne geçilebilir.
Şu kararı vermek gerekmektedir.
Bazı pratik sorunlara dayanıyor olsa da; Tekel bürokrasisinin kurumlarının yaratılmasına yardımcı olmak mı, yoksa halktan ve emekten yana tercihlerle ülkemizin çıkarlarını savunmak mı?
27 Eylül 2008 Cumartesi
Yetkin yada Yetkili Mühendislik 2
Etiketler:
AB,
artı,
Avrupa mühendisliği,
belgelendirme,
GATS,
ivme,
ivme dergisi,
meslek içi eğitim,
mimarlık,
mühendislik,
TMMOB,
yetkili,
yetkin,
yetkin mühendislik
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder